31 Aralık 2011 Cumartesi


















Hayretler içerisindeyim.

Aynı anda birden fazla tarafı idare etme kıvraklığına sahip, alttan alta etrafındakileri yönetip ama diğer tarafa da farklı şekillerde yansıtan, onu alıp oraya aktaran, duygu sömürüsü yaparak da bunun üstünü üstün başarıyla (!) örtebilen, sütten çıkmış ak kaşık!! Seni tebrik ediyorum zeki insan!! Ama lütfen benden ve hayatımdan uzak dur. 






Yazan:  Sütten ağzı yanan ama artık yoğurdu da yemek istemeyen bir dost. 
(Artık yemezler!)

























Ket





Artık bir süre boyunca tarih atarken bol bol ileriye ket vurma yaşarız.








30 Aralık 2011 Cuma

Kaç!!





"Gözleriniz çok tatlıymış." deyip beni birden susturan, aşırı ilgiyle boğup koşar adımlarla beni kaçıran mağaza görevlisi, "Bileğiniz de ne kadar inceymiş." deyip ortamı soğutan, pırıl pırıl altınların arasında hevesimi kaçıran sarraf ve de diğerleri, kişiliğiniz mi bozuk yoksa para mı sizi bu hale getirdi?! Satış yapabilmek için mi yapıyorsunuz bilmem ama ters tepki yaratıyor bilesiniz!!
















29 Aralık 2011 Perşembe

Kapı






Ey Ulu Sultanım,
Bizden, sevgini, rahmetini, hikmetini, şefkatini esirgeme...
Çaresizim.
Bana hayırlı bir kapı aç en Sevgili.
Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.
Sen her şeyi işitensin, görensin, bilensin.
Beni/bizi sar, onar.
Her şey seninle, şefkatinle güzel. 







28 Aralık 2011 Çarşamba

Boys Over Flowers


Boys Over Flowers.
Erkekler Çiçeklerden Önce Gelir.
İzleyenler bilir: BOF.
"Gım Can Di" ve "Gu Cun Piyooo"   :D
Bu yazımda dizide hoşuma giden şeylerden bahsedeceğim. Bol resimli.
Resimlerin bazıları inanılmaz canlı, çok hoşuma gitti.
Ve www.korea-fans.com'dan.



Bu çizim çok güzel anlatmış aslında. "Yaaa, Gu Cun Piyooo!!" 




Mucize Kız
Geum Jan Di
(Gım Can Di'miz)
Mimikleri süper.
Pes etmeyen, şikayet etmeyen, herkese örnek olunası kız. 
Doğallığıyla da, ani çıkışlarıyla da bağrımızdan kopan bir kız. 
:D




Goo Joon Pyo
(Boylu poslu 
Gu Cun Piyooo'muz)




Nasıl da güzeller...


Sung Woo Bin


Yoon Ji Hoo
(Ci Huu Sunbea'miz)
Koruyucu melek...
Hassas, duygusal, romantik, bir o kadar da soğuk erkeğimiz...


So Yi Jung
Çapkın sunbea'miz
seramik sanatçısı
Gülüşüne bittim, öldüm. İnsan bu kadar mı tatlı olur?..


Narin kızımız Ga Eul


Gu Cun Pyo'nun gülüşü de bir acayip. Afacan çocuklar köşelerde tenhalarda gizli gizli güler ya, aynen öyle geldi bana.


Sizce kime benziyor bunlar??



Saçı maşalı Pikaçu hediyesi.
Hoştu.
Ucuz olmasına rağmen kabul etti. :p



Kavgaları bile güzel...


Ama ya bu??
Allah'ım ne de güzel şeyler yaratıyorsun??
Hayran kaldım.
Bi bakın şuna yaa!!..


Beyazlar nasıl da yakışıyor.




Çapkın mapkın, hoş.
Go Joon Pyo'dan daha çok sevdim ben.


Ga Eul da, çok şirin bir kız.



Büyükbabaya "harabaciii, harabaciii" diye seslendikçe, güldüm. Nasıl güzel bir dil Korece.

Valla artık bu dizi kültürümle Kore'ye gitsem anlaşırım, aç susuz kalmam yani. 



Bu da Ji Hoo sunbea'nin küçüken sevdiği tarzmış. Sevilmeyecek gibi mi? Yemeye kıyamam.


İkisi de hüzün dolu.
Ama beyazlar içinde.




Romantik sunbea, vesselam. Herkese nasip olmaz.
İçli.
Manzara da harika.






Her an sizi kanatlarının altına alabilecek, koruyup kollayabilecek bir erkeğe kim "hayır" der?


Bu fedakârlık bazı acıları da beraberinde getirir. 


Eve geldiği sahne dehşetti. Neydi o eşofmanlar öyle? 
Hele aynı yatakta aile boyu yatıp uyumaları... 
Alemsin Gu Cun Piyooo.


Saçları yolunası cinsten kızlar.


Kötüler'siz olur mu?


Küçüklükleri de pek bir komikmş afacanların. Hepsine de uygun bebe bulmuşlar gerçekten.
Arkadaki abimiz de, Soner'in Süleyman'ı gibi. 

Bu videoda da, Geum Jan Di, uçuyor sanki. Gökten düşmüş gibi. 
Ağzı kulaklarına varıyor sanırsınız.


Yazım çok ayrıntılı olmasa da, resimlerin güzelliği teşvik edici diye düşünüyorum.
Benim için farklı bir deneyim oldu Kore dizileri.
Bazı açılardan bizim kültürümüze çok yakın olduğunu düşünüyorum. Saygıda kusur etmiyorlar. Selam veriyorlar. Öyle Amerika gençliği gibi pat diye hemen sevgili olmuyorlar. Gece geç saatte bayanların dışarıda olması hoş karşılanmıyor. genç Bir erkek ve bir bayan baş başa bir odada kaldığında uyarılıyorlar. En azından kültürlerine sahip çıkıyorlar. Yemek kültürleri zaten apayrı bir konu. 

Aslında diziyi izlerken aklıma gelen o kadar çok şey vardı ki, şimdi biraz aceleye geldi, not da almamışım maalesef. Artık benden bu kadar.

Sevgiler...











27 Aralık 2011 Salı

Not Defterimden Kopanlar



Bugün akşam saatlerinde bir "Öykü" dünyaya geldi. Allah analı babalı büyütsün inşaallah.


                                                                                                                                                         ***

Dün annemi üzdüm, çocuk yerine koymuşum.  Ben de üzüldüm. Sonra o da beni üzdü, çocuk yerine koyarak. Çok kızdım, sinirlendim. Baktım sürdürecek, dedim "Affedebilirim, ama bir şartla." Biliyorum ya, yine sonuçta ben yapacağım. "Bana kısır yaparsan anlaşırız." Nasıl olsa kendi ellemeyecek. Yapmadı. Babam hamsi almış, tavada hamsi yaptı. Böylece ilk hamsi tava tatma deneyimim de başarısızlıkla sonuçlandı. Kıyamadım yemeye. Palamut olsaydı neyse, yerdim yani.
Kendi bilir.

***


Bu arada  geçen gün akşama kadar hastanede idim. Çok güzel sonuçlar aldım. İlk olarak nur topu gibi bir fıtığım varmış. Fıtık başlangıcı dedi doktor, gözüm tutmasa da, doğru yani. O etmedi, omurga eğriliği çıktı. Skolyoz deniyormuş, bayağı araştırdım. Bel ve bacak ağrılarımın sebebi oymuş. Doğuştan da olabilirmiş, 13-14 yaşlarında da. "Küçükken çok kitap taşıdım sırtımda." dedim. Doktor güldü, "Aaa evet, olabilir." dedi. Refleksleri ölçmek için tornavida getirten bir doktordan bahsediyorum. Komik. Gerçekten eğrilik var ama yaa. Röntgen çekildim, röntgen çeken çocuk eline alıp röntgene bakında "Ya sen yamuk falan yatmadın, düz yattın de    mi?" dedi. Ta orada anladım bir şey olduğunu. Doktor da bakınca öyle söyledi. Ben de eve gelince kontrol ettim, bayağı bayağı bir sağa sapma var yani, nasıl becerdiysem. Sol tarafım daha alçakta duruyor. Sanırım 15 yıl çalışmamın bedelini bu şekilde ödüyorum. Her 10 kişiden birinde oluyormuş. Her 10 kızdan birinde, her 20 erkekten 2'sinde. Ama nasıl oluyorsa kızlarda daha çok görülüyormuş. :D  Öyle yaa, sorma. Egzersiz verdi, onları yapıyorum ama bir derece işe yarar. Sonra eğer o kayma artarsa cerrahi müdahale gerekiyormuş, vida falan takılıyormuş baktım da. Hayırlısı... Yeni yılda sağlık beklerken, başlangıcı yapmışım meğer.



***



Kitapta sayfaları çevirirken sayfanın kenarı parmağını kesiveriyor ya birden. İncecik sızlıyor. Ama dolu dolu kan geliyor. Sırtından bıçaklanmak gibi. Güvendiğin birinden ihanet görmek gibi. İncecik bir sızı işte.


***

Şimdiye kadar msn'de yazmayan, telefonda konuşmayan Hollanda'daki kuzenim bir Türküye türküsü tutturmuş. Bu gece Türkiye'ye gelecekler. Artık yazıyor, "nasılsın ablacığım?" diye inini cinini soruyordu yani. Ergenlik herhalde. Özlemiş.

***

Hayatta cevapları bildğimiz halde, çok da emin olduğumuz halde neden hep yanlış şıkkı işaretliyoruz? 

***

Tarih çalışırken bol hayal kuruyorum. Ne olurdu sanki o yüzyıllarda yaşamış olsaydım. Orta Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırlarında  şad olan ağabeylerimle at koştursaydım, saçlarım rüzgarda dalgalansaydı. Sürek avlarına katılsaydım, toylara... Yuğlarda sagular yaksaydım. 


***


Cennete "uçmag" deniyormuş İslamiyet Öncesi. İlginç, etimolojisini merak ediyorum açıkçası.
Mekanınız uçmağ olsun atalarım.

***

Sağ olsunlar, bir yıl boyunca yememişler içmemişler Eğitim bilimlerine yeni kavramlar eklemişler. Ne gelişim meraklısısınız. Artıyor kardeşim   yaa. Ösym de sormuyor zaten, beynimizi dolduruyoruz boş yere. Yok efendim androgoji,  tuning, konnektivizm, şelale modeli. Sargın eğitimi yeni çıkmıştı bir de algın eğitim çıkmış. Bu ne yaa??

***

Saçla oynama hastalığım var. Evet, hastalık bence. Bağımlılık. Sigara gibi alkol gibi. Bırakamıyorum. Engel olamıyorum kendime. Temelinde psikolojik nedenler olduğunu düşünüyorum ama inanmıyorlar bana. "Tamam" diyorum, "artık oynamıyorum" bir süre sonra bir bakıyorum elim yine gitmiş. Sırf bu yüzden bir şeyler yiyorum, kilo alacağım yaa. Dökülüyor ya bir de, sinir oluyorum. 
Bir çözüm, bir çözüm...









24 Aralık 2011 Cumartesi

21 Aralık 2011 Çarşamba

Güle Güle 2011

Yeni mim konusu buldum ama kimse yazmadı. :( 
Aşk olsun a dostlar.
Neyse ben yazayım bari dedim, öyle başlasın. 
2012'den istedik istedik, bakalım 2011 bize ne vermiş. 2012 Mimimi okuyanlar bilir, "2011 Bana Ne Öğretti?" idi.

11 madde sunuyorum. Hepsi benim başımdan geçen olaylardan çıkardığım dersler değil elbette, tanık olduğum, gördüğüm durumlar da var.

1. Anladım ki, kısmetinde yoksa hiçbir şey olmuyormuş. Sen çalış, didin, kendini yıprat. Iı ııhh! Olmuyor, varsa nasibinde oluyor. Yoksa da ne bir ekmek ufağı ne bir su damlası boğazından geçer. Ama tabi, "kısmet" deyip yan gelip yatanlardan da olmamak lazım. Tedbir bizden, takdir Allah'tan. Her zaman.

2. Anladım ki, öyle herkese güvenmeyecekmişsin. Bu bilinen bir gerçek. Ama bende şöyle bir durum var, güvendiğim kişilere sonuna kadar güveniyorum. Nitekim sonunda beni yanıltanlar da oldu. Diğer taraftan hiç tanımadığım insanlara güvenim o kadar az ki. Yok hatta. Ama bir hareketleri, bir sözleriyle beni bundan pişman ettiriyorlar. Asıl güvenmem gereken insanların da onlar olduğunu görebiliyorum. Ve bunu görünce şaşırıyorum. Çünkü algımı o kadar kapatmışım ki. 

3. Anladım ki, insanlara öyle tepeden bakmayacaksın. Hooopp indiriverirler adamı. Böyle ortalarda "ben harikayım, her şey benim için, bir kendinize bakın" bakışlarıyla dolaşanların sonu belli. Özgüven iyidir, hoştur da bu kadarı fazla. 

4. Anladım ki, ne oldum delisi olmayacaksın. Görgüsüz olmayacaksın. Görmemişin biri... demesinler sana. Geçmişini unutup da insanlara "ezik" muamelesi yapmayacaksın. Buna bizzat tanık oldum, hadi hissettirilir de direkt "ezik" denmez be kardeşim. Ne bu ukalalık. Bir kendine bak sen. Senin çocuğun özel anaokuluna gidiyor, servise biniyor diye, devletin anaokuluna giden çocuğu hör görmek niye? Acayip insanlar yok değil. Komik, basit...

5. Anladım ki, elindeki  tüm fırsatları değerlendireceksin. Vakti zamanında kpss ile yatıp kalkarken yüksek lisans başvurularını kaçırmam affedilemez. Gireceksin tüm sınavlara, cebinde dursun. Gün geliyor işe yarıyor. Girmeyenden bir adım önde başlıyorsun bazı şeylere. Ya da saf saf bekliyorsun.

6. Anladım ki, İnsanları dış görünüşüne göre yargılamayacaksın. Bunu hepimiz içten içe -ister istemez- yapıyoruz. Ama an geliyor ki, hiç beklemediğin insanlar o kadar dolu dolu konuşuyor ki, ağzın açık sohbetini  dinliyorsun, Yaa, diyorsun, sen şimdiye kadar neredydin. Ya da tam tersi, adam sandığın insanların boş ötesi konuşması. Yazdıklarım hep bilinen şeyler ama tecrübe işte.

7. Anladım ki, her lafı her yerde konuşmayacaksın. Herkese söylemeyeceksin. Tutacaksın içinde, önemliyse. Bu yüzden konuşmayı sevmiyorum. Bana defalarca bu söylense de, sevmiyorum. Adamlar boş konuşurken ben hiç konuşmayım daha iyi. İyi bir dinleyiciyimdir aslında ben. Vakti zamanı gelince konuşurum elbet ama, yersiz de konuşmam. Mümkün olduğunca gereksiz konuşmalardan kendimi uzak tutmaya çalışıyorum.

8. Anladım ki, topluma karışacaksın. Ağzını açmasan da gireceksin farklı  ortamlara. Yaşam enerjini yeniliyor yaa. Yoksa tüm gün evde, kendini küflendiriyorsun, başka bir şey değil.

9. Anladım ki, arkadaşından aldığın kitabı okuduktan sonra geri getireceksin. (Mağdur benim.) Ya okudun götür işte, ne bekletiyırsun. Senin gibi okumak isteyenler de vardır belki. Bu sadece kitap için değil, emanet bir şeyler götürüldüğünde de geitirlmiyor. Denmiyor ki, "Şunumu getir." Ayıp. Yüzsüz olan biz oluyoruz.

10. Anladım ki, abartılı konuşmayacaksın. Aile faciasına bile sebep olabilir. Ne gerek var yaa?!! Üç duyduysan üçtür, onu beş yapmanın ne alemi var?!
11. Anladım ki, mime ben baş tutmayınca kimse yazmayacak. (Çok üzüldüm valla.)
 
Bu yazımı okuyan herkes mimlidir. Altını çiziyorum. Bu yazımı okuyan HERKES mimlidir. Ve 11 kişiyi mimlemekle de mükelleftir. Çünkü, takip etmediğim kişiler de okuyabiliyor, onlar da yazsın. Kısıtlamıyorum. Zaten kısa sürede dağılacağını düşünüyorum. (Ya da ilk mim faciam olur, elime yüzüme bulaştırırım. :p )

Sevgiler...






Beyaz Bayrak

"beyaz bayrak"




"ezber bozuldu artık"







20 Aralık 2011 Salı

Yeni Yıl, Yeni Yıl, Yeni Yıl... Mimi

Sevgili 2012,
Nereden sevgili oldun bilmiyorum ama lafın gelişi. Biliyorsun, henüz tanışmadık. Bu ara herkes seni bekliyor. Senin güzel şeyler getireceğine inanıyoruz hep. İsteklerimizi gerçekleştireceğine, bizi mutlu edeceğine dair bir umut var içimizde. Eeee, senden naber? Hazır mısın peki sen? 2011'i kovalayıp 365 günlüğüne oturacaksın tahta. Hadi gene iyisin... Hazırlıklarını tamamladın mı? Bak işe yarar bir şey olmayacaksa, hiç gelme daha iyi. Memnunduk yani 2011'den, ne olmuş ki...

Dedim ya, herkes -özellikle blog arkadaşlarım- senden güzel dileklerde, isteklerde bulunuyor. Bana da Sevgili Mia'dan mim geldi. Öncelikle ona çok çok çok çooooook teşekkür ediyorum, beni hatırladığı ve bu güzel mimi bana yolladığı için. (Geç olduğu için de kusura bakma, olur mu Mia? ) Senden 12 adet mini mini dileğimi yazmam isteniyor. ALLAH'ın izniyle, isteklerimi gerçekleştireceğim bir yıl olursun inşaallah. Yüzümüzü kara çıkarmazsın. Görelim bakalım... 


1. İstiyorum ki, bu sene iş sahibi olabileyim. Değerli hükümet görevlileri, uygun görürse atamam olsun ve mesleğimi elime alabileyim. Ne ücretli ne de dershanelerde uğraşmayayım. Dört sene kafa yorduğum, üniversitemi birincilikle bitirdiğim ve gerçekten hak ettiğimi düşündüğüm için bana bu mesleği emanet etsinler. Öğrencilerim olsun. Ama not düşüyorum, hayırlı ise olsun. Onun haricinde Ocak-Şubat döneminde yüksek lisans başvuruları bir çok üniversite tarafından açılsın. Bunu daha çok istiyorum. Aslında ikisini de istiyorum. Bir süreliğine. 



2. Ailemle, sevdiklerimle mutlu, HUZURLU bir sene istiyorum. Hatta seneler... Senden sonrakilere öğütleyebilirsin sevgili 2012. Hiç fena olmaz yani. Gerçek anlamıyla huzur istiyorum. Stresin, gözyaşının, hastalığın olmadığı günler geçirmek istiyorum. Üniversitedeki 60'lık bayan prof. hocamız gibi, altında kırmızı ekose etek, boynunda kırmızı şal ile, yeni yılı ve her günü şen kahkahalarla karşılamak istiyorum. Yüzüm gülerken içim de gülsün istiyorum. Çok şey istemiyorum bea 2012. Yap bir şeyler...



3. Bana kalsa bu iki maddeyi 6 kez tekrarla 12 dilek yaparım ama madem mim böyle yazalım bakalım. Bir diğer isteğim lütfen şu lanet olası terör bitsin. Kökü kurusun. Doğu denince tüyler ürpermesin, analar oğullarını rahatlıkla askere göndersin, öğretmen arkadaşlarım, doktorum, polisim, memurum rahatça görevini yapsın, vatan için. Nifak tohumları yeşermesin tüm Türkiye'mde. Kardeşlik boy versin.



4. Ne olur, bana pişmanlık, vicdan azabı getirme. "Vay be, neler yaşadım, ne seneydi!" ama dediğim bir yıl ol 2012. İyi, güzel hatırlayayım seni. Dolu dolu yaşayabildiğim, hayatımda unutamayacağım anılara ev sahipliği et. Nasıl olur, ne olur bilmiyorum ama öyle hatırlayayım. Keyifle, mutlulukla dolu.

5. Merak ettiğim tüm kitapları okuyabilme, filmleri izleyebilme imkanı ver. Tabi parasını da please... :D






6. Alabilir miyim bilmiyorum ama -ya da ne zaman- Peugeot 407 istiyorum. Artık 2032 mi olur 2012 mi bilmem.





 
7. Hiç farkında olmadığım bir yeteneğimi keşfedeyim. Müzik, resim, spor vs. Kendime şaşırayım ve bu yeteneğmi geliştirmek için elimden geleni yapayım. Güya keman dersi alacaktım atansaydım. Hey gidi...
8. Sosyal hayatım biraz genişlesin, arkadaş çevrem artsın, tüm yıl evde vakit geçirmeyeyim. Ailem de buna ses çıkarmasın. Gezeyim, tozayım. Güzel, yüreği temiz insanlarla karşılaşayım.

9. Aklıma gelmiyor bir şey yaa. Ben aslında küçücük şeylerle de mutlu oluyorum ama bu istekler olmayınca da olmuyor. Hah, bana hırs verme. Hırs verme 2012.

10. Aldığım kararları sonuna kadar tutabileyim. Vazgeçmeyeyim, pişman olmayayım, dönmeyeyim.

11. İyi bir telefon, dokunmatik ama, ipad ve ipod hiç fena olmaz. Şu an çok arzulamıyorum ama maaşa geçebilirsem daha çok isteyebilirim.

12. Veee son olarak, hak eden, kalbi temiz herkesin Rabbim'in izniyle dileklerinin gerçekleşmesini istiyorum. Arkadaşlarım, kardeşlerim ne isterse elde etsinler, çok sevinirim, hiç üzülmem. Türkiye'de ve dünyada hayırlı ise eğer, herkesin gönlüne göre olsun diyorum. Ben de dahil. 

Benden bu kadar eyy 2012! Senin için fazla mı, gücün yeter mi bilemem ama istemek bedava nasılsa. 
Rabbim biliyor, duyuyor nasılsa.


Mimlediklerim ise,
Amak-ı Hayal, crazywomanrosemary, Pollyanna, moda_kesh, esved, seymsomething, essu, ilk-kar, NABRUT, Aslı, Syhn ve Missbone. Hepinize kolay gele. Yazdınız mı bilmiyorum ama benden olsun bu da. 


***

Ve düşündüm de, hepimizin yeni yıla dair ümitleri, istekleri var. Fakat geçtiğimiz (henüz geçmedi) yılı nasıl değerlendirdik? Neler yaptık, neler öğrendik, hangi dersleri aldık? Benim üzerine durmamız gerektiğine inandığım bir konu bu. 2011 bize ne öğretti. İşte benim ilk mim'imin konusu: 2011 BANA NE ÖĞRETTİ?

Şu an itibarıyla öncelikle yukarıda mimlediklerim ve sonrasında bu yazımı okuyan herkes (yapmak isteyenler tabi) 2011 Bana Ne Öğretti? çerçevesinde 2011'in neler öğrettiğine, hangi dersleri almamızı sağladığına dair yazsın. Ve 11 kişiyi mimlemek de gerekiyor. 
Örnek, insanları dinlemeliymişim. Kınamamalıymışım, şunu şöyle yaplaıymışım, bunu böyle yapmamalıymışım gibi.  Anlamışsınızdır artık.

Bari 2011'in de muhasebesini yapmış olalım, ki yaşadıklarımızdan bir anlam çıkaralım.
Herkese sevgiler... 
Şimdiden mutlu yıllar...






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...