Herkese hayırlı cumalar...
Deneme çözmeye ara verince soluğu burada alıyorum. Elimden geldiğince takip ediyorum herkesi, merak etmeyin.
Sayfamda yaptığım anket sonuçlarına göre benden en çok kitap tanıtımı yazısı bekleniyor. Çok güzel.
Lakin, bu ara okuyamıyorum, hatta kitaptan kitaba atlıyorum. Ama sonunda Kayıp Gül hakkında yazacak cümlelerim var. Çok şükür.

Efendim, biliyorsunuz ki Kayıp Gül, Serdar Özkan isimli genç bir kalemin elinden çıkmış, Martı ve Küçük Prens'e benzetilerek yoğun ilgi gören, 50 ülkede 44 dile çevrildiği reklamlarıyla 2010'un en çok okunan romanı kabul edilen bir kitap. (Bu uzun cümlemde, minik iğnelemeleri fark edenler mutlaka olacaktır.) Birkaç yayınevi değişiminin sonucu olarak, yazarımız Kayıp Gül 2'yi çıkarmış bulunmakta. Kafa dağıtmak için, hafif kitaplar aradığımdan olacak ki bu kitabı aldım. Niye aldığıma kitabı okuyunca anlam veremedim doğrusu. Şöyle ki, ilk kitabını alıp okumuştum 2 sene önce. Fakat, kitaba dair hiçbir şey hatırlamıyorum a dostlar! Çok kitap okuyan biri olmama, çoğunu genel olarak ve beni etkileyen -bazen de saçma- ayrıntılarla aklımda tutmama rağman Kayıp Gül 1'e dair hiçbir şey hatırlamıyorum. E kardeşim, sen sende hiçbir iz bırakmayan bir kitabın niye gider ikincisini alırsın?!! Bu soruyu elbette kendime soruyorum. Ama almışım işte.
Neyse, okudum kitabı.
Serda Özkan'ın dili çok açık, sade, duru. Okuyuveriyorsun, çok rahat. Hatta benim gibi edebiyatsever için fazla rahat. Hiç zorlamıyor yaa. Ama bu kitabında simgelerle hayatın farklı yönlerini anlatmaya çalışmış. Derin anlamlar vermeye çalışmış. Bazı ayrıntıları hoşuma gitti. Mesela;
"İkiz kardeşim Bay Gerçeklik ve ben birbirlerine ahşap bir köprüyle bağlı iki ayrı adada yaşarız,demişti Bayan Düş. 'Ne zaman birbirimizi özlesek, birbirimize doğru koşmaya başlarız. Ve çok geçmeden adalarımızı birbirine bağlayan o köprünün ortasında bir yerde, birbirimize kavuşur, sarılıp bir oluruz. İşte o sarılma anlarındadır ki yeryüzündeki bütün düşler gerçek olur..."
Bu cümle, gerçekten bir derinliğe ve hayal gücüne sahip. Kitaptaki pek çok karakter de aynı şekilde imgelerle donatılmış. İşte bu noktada Serdar Özkan'a romancı denmesine şaşırıyorum ben. Bence masal tadında bir öykü bu. Öykücü denmesini tercih ederim. Hele ki, İskender Pala gibi eski Türk edebiyatıyla haşır neşir bir derlemecinin de "romancı" diye bahsetmesi daha da ilginç. (“Serdar Özkan genç ve yetenekli bir romancı, onun adını önümüzdeki yıllarda sık sık duyacağınıza sizi temin edebilirim.” İskender Pala – Kasım 2003) (Gerçi tarih de eskiymiş, 9 yılda bu kadar ilerleme kaydetmesi de hayli ironik.)
Tamam, genç, bir potansiyel görebilir, bunda bir sakınca görmüyorum. Ama yazarın ve eserlerinin bu şekilde abartılmasına, pazarlanmaya çalışılmasına karşıyım. Ne 50 ülkede yayınlanması ne de 44 dile çevrilmesi ne de D&R listesinde ilk üçte olması benim için bir ölçüt. Bende ilerleyen zamanlarda bir iz bırakmayacaksa hiçbir anlamı yok. Popüler olup sonradan etkilerinin silinmesi edebiyatın maalesef kötü bir oyunudur kimisi için. Nitekim, ne Martı ne de Küçük Prens olabilir.
Yazdıklarım fazla ağır olabilir belki ama dediğim gibi elbette beğendiğim cümleler ve yönleri var. Benim bir şeyi beğenmemem genelde bonkör bir ön yargıya sahip olmamdan kaynaklanıyor. Test ettim, onayladım! Şöyle ki, bir şeyi okumadan, izlemeden vs. gözümde büyütüyorsam - gerek yorumlar sayesinde, gerek reklamları yüzünden, gerekse de kişisel - sonu hayal kırıklığı oluyor. Beklentimin düşük olması gerekiyor, ki güzelliği sürpriz olsun. Ama maalesef kitapların bile reklamlaştırıldığı, yazarların isimlerinin kitap kapaklarında ön plana çıkarıldığı günümüzde bu pek de mümkün olmuyor.
Kahramanların her iki kitapta da aynı isimle geçmesi de hoşuma gitmedi. Niye öyle yani?
Sanırım, "Ekim Yağmurları" diye bir kitaba başladı. Hatta yazdıkları bazı cümleler şu an internet sayfalarında dolaşıyor. Bunu neden yaptığını da anlamıyorum. Daha kitap çıkmadan...
Neyse, gelelim altı çizili cümlelerime;
"Cesaret korkmamak değil, bazı şeylerin senin için güvende olmaktan daha önemli olmasıdır."
"Arayan mutlaka birşey bulur. Ne aradığını bilen ise aradığını bulur."
"Sevmek seveni küçültmez, büyütür..."
"Sevgi, seni taşır."
Başlangıçta yer alan Mevlana'ya ait
"Evrende ne varsa, dışarıda değil, sende.
Her ne arayacaksan, ara onu kendinde." dizeleri kitabı özetler durumda. :D