aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2012 Salı

Asla Gitmeme İzin Verme



Film dilimize "Beni Asla Bırakma" şeklinde çevrilmiş. 
Bence başlıkta yazdığım gibi olan daha mantıklı.
Hatta meşhur şarkısı da var.

Filmi kendi araştırmalarım sonucunda bulmuştum.
Zaten dram, romantikse benim için kaçınılmazdır.



Ön bilgimiz;

Yapım: 2010  -  ABD
Tür: Dram,  Gerilim,  Romantik,
Süre: 103 dakika
Yönetmen: Mark Romanek,
Oyuncular: Keira Knightley,  Carey Mulligan,  Andrew Garfield,  Charlotte Rampling,  Sally Hawkins,  Domhnall Gleeson,  Andrea Riseborough,  Ella Purnell,  Gareth Derrick,  ızzy Meikle-small,  Young Kathy,  Kate Bowes Renna,  Oliver Parsons,  Hannah Sharp,  Lydia Wilson,  Nathalie Richard,  Charlie Rowe,
Müzisyen : Rachel Portman,
Görüntü Y.: Adam Kimmel,
Senaryo: Alex Garland,
Senaryo (Kitap): Kazuo Ishiguro,
Yapımcı: Alex Garland,  Richard Hewitt,  Andrew Macdonald,  Mark Romanek,  Allon Reich,  Tessa Ross

Film  Kazuo Ishiguro'nun kitabından senaryolaştırılmış.

Film hakkında söylemek istediklerim şunlar;

Film haliyle ağır, yavaş ilerliyor. Kurgu ile harmanlanmış bir drama söz konusu.
Derinden etkiliyor ve ağladım izlerken. 
Özellikle son dakikalar vurucu özelliğiyle iyice yaralıyor. İnsanlıktan, hayattan çıkardığınız anlamları sorgulama noktasına getiriyor. 
Çocuklukla birlikte 3 ayrı zaman dilimini içeriyor. 
Mantığınızı zorlayacak, saçma kısımlar olabilir elbette ama "nihayetinde film" diyebilirsiniz benim gibi.
Ama o çaresizlik, eli kolu bağlı olma durumu sizi "Neden? Neden?" diye isyana bile sürükleyebilir.
Susuş, sabır, bekleyiş, kabulleniş, boyun eğiş...


Hüzün akan bir film.
Tavsiye ederim.




"Ruhunuzda ne olduğunu görmek için Galeri’yi kurmadık. Ruhunuz var mı diye görmek için kurduk."


"Hepimiz bir gün son buluyoruz. Ama sadece bazılarımız yaşadıklarının ve ellerinde kalan zamanın farkına olabiliyor."



"Tüm hayatımızı birlikte geçirdikten sonra birbirimizden bu kadar çabuk kopacağımız hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Aklıma gelseydi onlara daha sıkı sarılır, yolumuza çıkan engellerin bizi ayırmasına izin vermezdim."



"Hepimiz misyonumuzu tamamlıyoruz. Belki de hiçbirimiz yaşadıklarımızı tam olarak anlamıyor ve yeterli zamanımız kalıp kalmadığını hissedemiyoruz."



"Erteleme diye bir şey yok Tommy."









2 Şubat 2012 Perşembe

Bir Sayfa Bir Sahne

Fark ettim ki, okuduklarım ve izlediklerim birikmiş ve ben hiç paylaşmıyorum. Yığıla olacak belki ama aklımdayken ve de vaktim varken (ders çalışmamak adına tabi) aradan çıkarayım diyorum. Hı? Ne dersiniz?

Bir Gün'ün önce kitabını okudum, ilk ondan bahsedeyim. Yanımda çayım huzurla yazabilirim.

Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, yazarın dili gerçekten çok akıcı. Hani okurken vaktin nasıl geçtiğini bilmeden devam edebiliyorsunuz ve bakıyorsunuz ki kitap bitmiş. Diline ve üslubuna diyecek lafım yok. Sonuçta olay ağırlıklı. Zaten kitabın arka kapağında çeşitli yayınlardan yapılan yorumlar sizi epey bir şevke getiriyor. Okumamak mümkün değil. Kitabın içeriği hakkında bilgi vermem doğru olmaz zaten. Altını çizebildiğim çok fazla yer olmadı. Bir tek şu kısmı çok beğendim, o da zaten bölüm başında geçen bir söz;

"Filozofik bir biçimde yıl içindeki önemli günleri not etti; kendi doğum gününü ve bir şekilde kendisinin de bir parçası olduğu diğer bütün günleri. bir akşamüzeri aynada güzelliğini seyrederken birdenbire fark etti ki, diğerlerinden daha büyük öneme sahip bir tarih vardı; sahip olduğu tüm cazibenin yok olacağı, kendi ölümünün tarihi; yılın diğer günleri arasında tembelce ve görünmeden yatan. O, her yıl üzerinden geçtiği halde hiçbir işaret ya da ses vermeyen, ama kesinlikle orada olan bir gün. Ne zamandı?  -Thımas Hardy, Tess  "

Bu ifade ve özünde yatan düşünce zaten dehşete düşürdü beni. Hani sanki aynada ben kendime bakarken düşünmüşüm gibi. O noktada durup bir düşündüm ve kitabı kapattım. Düşündüm, düşündüm. Çok yerlere gittim geldim öyle devam ettim kitaba.

Bunun haricinde bir yirmi yıl bambaşka şekillerde yaşamak ve yetişkin olduğunda bazı şeyleri fark etmek korkuttu beni. Dibimde olup da göremediğim, zaman geçtikten sonra göreceğim düşüncesi. Yanımdakilerin, sahip olduklarımın değerini bilememek... Ya da bir şekilde engeller yüzünden ona ulaşamamak. Ki bazen küçücük bir kelime ya da bir mimik olabilir. "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir!" şeklinde sonuna kadar inandığım sözün gerçekliğini bir kez daha ispatlaması... Çok şey düşündürdü, hissettirdi bana bu kitap. Düşündükçe daha çok farkına varıyorum bende bıraktıkları hakkında. Trajedik bir hayat hikayesinin bende bıraktıkları...

Yazdıklarımdan beğendiğim yönleri anlayabilirsiniz. Ama çok daha ötesinde bir beklenti içindeydim ben, o yüzden bir parçası eksik kaldı. Ya şişirilerek yapılan yorumları okuduğum için ya da popüler olmasından kaynaklı. Bir de zihnimde hep "Hep Seni Aradım/Wicker Park" isimli film gezindi durdu. Çok etkilendiğim bir film olmuştu zamanında. Ki bir bakıma ona da çok benziyor.

Ayrıntılar güzeldi, gerçekçiydi.
Tavsiye ederim elbette ama benim gibi çok daha fazlasını beklemeyin.

Filme geçecek olursak;



Yönetmen: Lone Scherfig 
Oyuncular: Anne Hathaway, Jim Sturgess, Patricia Clarkson
Orijinal adı: One Day
Yapım: ABD
Tür: Romantik , Komedi
Süre: 108 dk 
Yapım yılı: 2011

Geçtiğimiz sene Carey Mulligan ve Peter Sarsgaard’ın başrollerini paylaştıkları Aşk Dersi (An Education) filmi ile adından bolca söz ettiren Danimarkalı yönetmen Lone Scherfig’in yönettiği film, David Nicholls aynı adlı çok satan romanından beyazperdeye uyarlandı. Filmin senarsitliğini de yazarın kendisi üstleniyor…

Yönetmenin Aşk Dersi adlı filmini de izlemiştim, o da bambaşka bir dünya. 
Kitabını okur okumaz filmini izlemek istedim. Kitabı aynen yansıtılmış, eksik noktalar da var elbette. Hep Dexter'in kırdığı cevizler ön planda :) tabi kızımız da eksik kalmıyor. Neyse...

Romantik film sevmeyen erkek arkadaşım bile beğendi. "Nereden buldun bu filmi? Güzelmiş, farklıymış." dedi.
Kitabını okudum deyince "Hele belli." dedi. :) Ne demekse o. 

Kitaba göre doğal olarak hızlıydı film. O yüzden kitabı okumayanlarda bazı soru işaretleri oluşabilir.
 Hayal ettiğim gibiydi hemen hemen.
Ama Dexter'a 40'lı yaşlar pek gitmemiş. Hala artist, hala yakışıklı duruyor adam.

Görüntüler iyiydi. 
Bir gün çerçevesinde zamanın akışına seyirci olmak zaten bir yolculuk yapıyor hissi uyandırıyor.

Anna Hathaway de o role tam oturmuş yani. Kendime benzettim. Bir kendine bakmalar, bir değişimler, bir güzelleşmeler, bir gerçekten kız olmalar falan. Gözlükler gider lensler gelir. Huu...

Güzeldi yaa.
Ama "Kitap mı, film mi?" derseniz her zamanki gibi "Kitap!" derim.
İyi seyirler...
Bunlar da filmden;













Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...