2011 filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2011 filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2012 Çarşamba

İntikamın Bedeli




Bir film yazısı ile yine karşınızdayım. İzleyip de biriken filmler "yapılacaklar listem"de gariban gariban duruyorlardı. Gönlüm elvermiyor, artık yazayım dedim. Ucundan tuttum bakalım, ne zamana kadar gider. 
Bu ara izleyemiyorum zaten film. İzlemiş gibi oluyorum ama yazdıkça.


Her türlü film izlemeye çalışıyorum. 
Romantik, dram, aksiyon, komedi, animasyon...
Çeşitlilik oluyor.

İntikamın Bedeli bir 2011 filmi. Orijinal adı Seeking Justice. "Adaleti, Hakkın Aramak" diyebiliriz.
Ben bu filmlerin isimleri çevrilirken üstünkörü çalışıldığını düşünüyorum. Koyuyorlar sonra ası öyle kalıyor. Ama uygunsuzca çoğu.

Neyse, efendim Nicolas Cage tüm filmlerini izlemeyi hedeflediğim oyunculardan biri. 
Son iki-üç filminde çok silik kalarak vasat bir performans sergilemişti.
Bu filmle artık buna bir "Dur!" diyeceğini düşünmüştüm.
Demiş ama çok da dememiş doğrusu! 
:)

Gelelim ön bilgimize;




İntikamın Bedeli / Seeking Justice

Yapım: 2011  -  ABD
Tür: Aksiyon,  Dram,  Gerilim
Yönetmen: Roger Donaldson
Oyuncular: Nicolas Cage,  Guy Pearce,  Jennifer Carpenter,  January Jones,  Donna Duplantier,  Irone Singleton,  Xander Berkeley,  David Jensen,  Cullen Moss,  Harold Perrineau,  Mike Pniewski,  J.d. Evermore,  Beyza Uz,  Kylie Creppel,  Monica Acosta,  Marcus Lyle Brown,  Jason Davis,  Wayne Pére,  Joe Chrest
Müzisyen : J. Peter Robinson
Görüntü Y.: David Tattersall
Senaryo: Robert Tannen,  Todd Hickey
Yapımcı: Tobey Maguire,  Douglas Hansen,  Julie Goldstein,  Ram Bergman,  James D. Stern




Senaryonun doğuşunu saylayacak ana nokta gerçekten mantıklı ve yaratıcı.
Başka şekilde ya da üzerinde daha çok çalışılarak senaryo sağlamlaştırılsa daha güzel olabilirdi. 
Bazı yerlerde klişeler kendini gösteriyor.
Şaşırtan durumlar da var tabi.
"Aç tavşan zıplar." ifadesi de sanırım illuminatiye ait. 


Nicolas Cage için biraz düşük seviyede kalmış.
Onu bu tür hafif rollerden çok daha ciddi performans gerektiren filmlerde görmek isterim.
Her filmde oynamasa da, kaliteli tercihler yapsa.
Yüzünü eskitmese, gözümüzden de düşmese.


Suç, gizem, aksiyon birleşimi.
Tabi Wanted, Fight Club, Zindan Adası gibi beklemeyin.
Senaryonun işlenişi güzel ama aksiyon kısmı az. Ağır.


Çok fazla yorum yapamıyorum.
Beğendim ama mükemmel değil.
Aksiyon meraklıları ve Nicolas hayranları tercih edebilir.
İzlenebilir.


Filmden görüntüler;




"Git çişini yap, sonra bir sosisli al."
:)











22 Şubat 2012 Çarşamba

Mim'ler Gelir Hoş Gelir, Ley Ley Mimi Mimi Ley

Evet, "Bu mimi yazacağım." dedim ve yazıyorum.
Öncelikle deep, biricit ve enes'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Beni unutmamışlar ve harem mimini es geçmeme rağmen tekrar beni mimlemişler. Çok çok çok sağ olun.


Gelelim sorularımıza;


Soru 1: En çok sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın?


Ehem, öhem...
Öncelikle bir kategoriye ayrılmadığı için çok genel bir sual bu. Fakat aklıma gelenleri kısaca şöyle sıralayıvereyim dostlar.
Öğrenmeyi, kitap okumayı ve almayı, araştırmayı, yenitatlaryenihayatlarkeşfetmeyi, kahvaltı sonrası çayla blogları okumayı, bir anda sosyalliğin dibine vurup ardından uzun süre yalnız takılmayı ve bunun keyfini çıkarmayı, mutfakta yeni lezzetler deneyip harikalar yaratıp güzel olmasına rağmen çok yememeyi (nedense kendi yaptığım nadir yiyecekleri yiyorum, kötü olduğundan değil galiba hevesimi almış olmamdan kaynaklanıyor bu), analiz etmeyi: filmleri, kitapları, özellikle insanları, espri yapmayı (çevremde anlamasalar da), yazmayı, not almayı, kendime vakit ayırmayı, zamanı dolu dolu geçirme isteğimi...  


Bunlar soyut kalıyor, eğer somut şeylerden bahsediyorsak da; su'yu evet su vazgeçilmezim, çikolatayı, sütlü tatlıları, patates kızartmasını (bunun dışında çok yiyen biri olmadığım için) severim.

*** Bu arada misafir geldi, ara vermek zorunda kaldım. Gelme niyetlerini onlar gittikten sonra öğrenince çok sinirlendim tabi. Ayıp yaa. Ben ne düşüncelerle kapımı açıyorum. Neyse şimdi devam... ***


Soru 2: Bilgisayarda vaktini nasıl geçirirsin?


Blogu keşfettiğimden beri burada takılıyorum. Onun dışında başka sosyal ağ üyeliğim yok, bazen arkadaşların face'n e bakıyorum, tweeter'ım yok. Film ve dizi izlerim, oyun oynarım, radyo dinlerim. Sözlük okumayı seviyorum. Günceli takip etmeyi internette tercih ediyorum. 


Soru 3: En sevdiğin filmler hangileri?


Aslında kategorisine göre incelemek lazım bunu da. Bu da çok genel. Aklıma gelenler;


Deja Vu, Nietzsche Ağladığında, My Name is Khan, Prestij, Sihirbaz, A Moment To Remember, Siyah Kuğu ,Mesajınız Var, Yüzüklerin Efendisi serisi vb.


Dizi olarak da, Leyla ile Mecnun ile Yalan Dünya'yı takip ediyorum sadece, yerlilerden.
Yabancı da, New Girls'e başladım en son ama en sevdiğim How I Met Your Mother ve Pasta oldu. 


Soru 4: Şu sıralar almak istediğiniz şeyler?


Açıkçası almak istediğim bir şey yok bu ara. Yeni kalemlere, defterlere, kitaplara "hayır" demem ama imkanım yok, gerçekçi olmak istiyorum. Bu sebeple almak istediklerimi erteliyor ve "almak istediğim bir şey olmadığını" düşünmeye çalışıyorum.


Soru 5: Şu sıralar ne dinliyorsun?


Kolpa'nın "Nasıl Öğrendin Unutmayı" şarkısına taktım bu ara. 




Bir de Göksel'in "Acıyor"a. Yeni galiba ondan.


Bir de dinlemiyorum ama reklamlardan sonra aklımda kalan bir mırıldanma var, o da şu; reklam ama ne reklamı olduğunu şu an fark ettim. Rezilim yaa, püff... Ama kıpır kıpır ya müzik, ondan yani. 

Kimleri mi mimledim, deep'in yöntemini seçiyorum bu sefer. 
Bilin ki, Benden mesaj alanlar mim'lidir.


Sevgiler...

19 Şubat 2012 Pazar

Arkadaştan Öte



ARKADAŞTAN ÖTE 
Orijinal adı: Friends With Benefits
Tür: Komedi , Romantik

Yönetmen: Will Gluck
Oyuncular: Justin Timberlake, Mila Kunis, Emma Stone
Süre: 104 dk
Yapım yılı: 2011

(Daha ayrıntılı bilgi için lütfen buraya.)

Öncelikle aile ile izlenebilecek bir film değil. Konu gereği zaten fiziksel ilişki ön planda. Tabi sonra... Neyse bahsetmeyeceğim elbette.

+18 sahne çoktu. Bildiğiniz batı gençliği işte. Abartmamak lazımmış. Arkadaşlık kavramı biraz anlam kaymasına uğrayabilir duruma gelmiş bu filmde.

Benim yorumum film çok hızlıydı. Hızlı derken özellikle son sahne, üzerinde durulması gereken kısım bir oldu bitti'ye getirilmiş bence. Ne oluyoruz demeden sona bağlandı. Tüketim filmi resmen.

Eğlenceli. Keyifli. Bu çiftin arkadaşlıkları gerçekten iyiydi. Yüzeysel gibi ama bilinçaltında derinlik taşıyor diyebiliriz. 
"Erkeklerden/kadınlardan dost olmaz."ın bir örneği. 
:)
(Olmuyor yani.)




Barney Stinson geldi aklıma öyle, niyeyse. :)



Mila Kunis, Siyah Kuğu'dan sonra burada da karşıma çıktı. 
Siyah Kuğu'da korkmuştum ama beğendim.
Sesi çok hoşuma gitti.
Kendi de güzel hatunmuş maşallah.


Ben izlerken görüntü maalesef böyle canlı, kaliteli değildi.
Üzüldüm şimdi.

O sokakta yapılan toplu dans güzeldi.
Ayrıntılar iyiydi.

Ama benim için "aman aman" bir film değildi.
Çerezlikti. 
İzlemesem de olurmuş, bir şey kaybetmezmişim.
En azından eğlenceli vakit geçirebilirsiniz.
Zamanınız bolsa tabi.

İyi seyirler...





7 Şubat 2012 Salı

İçinde Yaşadığım Deri


Herkese merhaba.
İzlediğim film hakkında yazıp gideceğim.
İlk defa bilinçli olarak bir İspanyol filmi seyrettim.
Film benim için tek kelime ile tarif edilecek olursa "garip"ti. 
Evet garip.
Kısa bir bilgi;



Yapım: 2010-2011  -  İspanya
Tür: Dram
Süre: 120 dakika
Yönetmen: Pedro Almodóvar,
Oyuncular:
Antonio Banderas,  Elena Anaya,  Fernando Cayo,  Marisa Paredes,  Blanca Suárez,  Bárbara Lennie,  Jan Cornet,  Roberto Alamo,  Teresa Manresa,  Eduard Fernández,  Susi Sanchez,  José Luis Gómez,
Senaryo: Pedro Almodóvar,
Senaryo (Kitap): Thierry Jonquet,
Yapımcı: Pedro Almodóvar,  Agustin Almodovar

Film durgun başlıyor, tam kapatmaya çalışırken tempo artıyor.
Acayipti yaa. 
Nasıl bir kurgu öyle. 
Sıradışı.
Ha "garip" ve "acayip"lerim mükemmel anlamında algılanmasın.
Tam olarak bir tarifi yok, garipten başka.
Yorumlar "mükemmel" yönünde ama bana çok farklı geldi.
Biraz zor uyum sağladım ama Banderas ve kızın güzelliği bu konuda yardım etti bana, sağ olsunlar.

Gelişmeler beklenmedik.
Ne anlatsam film hakkında ipucu vermiş olacağım. O yüzden sıkıntılı bir tanıtım.
Senaryonun mizahi unsurları intikamla süslenmiş.
Ama ne yaparsanız yapın mühim olan deri değil, içindekidir. Hislerdir.

Mekân yani ev ve özellikle müzikler çok iyiydi, uyumluydu bence. 

Anlatım dediğim gibi yavaştı ve elbette kopukluklar mevcut.
Tam oturmayan ayrıntılar var.

IMDb'de 7.7,
sinemalar.com'da ise 6.2.
Bence de ikisinin ortası olur ancak, 
7.

İzlemek isteyenler tüm çarpık ilişkilere ve cinselliğe olan ön yargılarını bir kenara bırakıp izlesin.
Bu ara hep böyle film denk geliyor bana, niyeyse. Bilemedim.


Filmden;









İyi seyirler... 
;)





2 Şubat 2012 Perşembe

Bir Sayfa Bir Sahne

Fark ettim ki, okuduklarım ve izlediklerim birikmiş ve ben hiç paylaşmıyorum. Yığıla olacak belki ama aklımdayken ve de vaktim varken (ders çalışmamak adına tabi) aradan çıkarayım diyorum. Hı? Ne dersiniz?

Bir Gün'ün önce kitabını okudum, ilk ondan bahsedeyim. Yanımda çayım huzurla yazabilirim.

Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, yazarın dili gerçekten çok akıcı. Hani okurken vaktin nasıl geçtiğini bilmeden devam edebiliyorsunuz ve bakıyorsunuz ki kitap bitmiş. Diline ve üslubuna diyecek lafım yok. Sonuçta olay ağırlıklı. Zaten kitabın arka kapağında çeşitli yayınlardan yapılan yorumlar sizi epey bir şevke getiriyor. Okumamak mümkün değil. Kitabın içeriği hakkında bilgi vermem doğru olmaz zaten. Altını çizebildiğim çok fazla yer olmadı. Bir tek şu kısmı çok beğendim, o da zaten bölüm başında geçen bir söz;

"Filozofik bir biçimde yıl içindeki önemli günleri not etti; kendi doğum gününü ve bir şekilde kendisinin de bir parçası olduğu diğer bütün günleri. bir akşamüzeri aynada güzelliğini seyrederken birdenbire fark etti ki, diğerlerinden daha büyük öneme sahip bir tarih vardı; sahip olduğu tüm cazibenin yok olacağı, kendi ölümünün tarihi; yılın diğer günleri arasında tembelce ve görünmeden yatan. O, her yıl üzerinden geçtiği halde hiçbir işaret ya da ses vermeyen, ama kesinlikle orada olan bir gün. Ne zamandı?  -Thımas Hardy, Tess  "

Bu ifade ve özünde yatan düşünce zaten dehşete düşürdü beni. Hani sanki aynada ben kendime bakarken düşünmüşüm gibi. O noktada durup bir düşündüm ve kitabı kapattım. Düşündüm, düşündüm. Çok yerlere gittim geldim öyle devam ettim kitaba.

Bunun haricinde bir yirmi yıl bambaşka şekillerde yaşamak ve yetişkin olduğunda bazı şeyleri fark etmek korkuttu beni. Dibimde olup da göremediğim, zaman geçtikten sonra göreceğim düşüncesi. Yanımdakilerin, sahip olduklarımın değerini bilememek... Ya da bir şekilde engeller yüzünden ona ulaşamamak. Ki bazen küçücük bir kelime ya da bir mimik olabilir. "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir!" şeklinde sonuna kadar inandığım sözün gerçekliğini bir kez daha ispatlaması... Çok şey düşündürdü, hissettirdi bana bu kitap. Düşündükçe daha çok farkına varıyorum bende bıraktıkları hakkında. Trajedik bir hayat hikayesinin bende bıraktıkları...

Yazdıklarımdan beğendiğim yönleri anlayabilirsiniz. Ama çok daha ötesinde bir beklenti içindeydim ben, o yüzden bir parçası eksik kaldı. Ya şişirilerek yapılan yorumları okuduğum için ya da popüler olmasından kaynaklı. Bir de zihnimde hep "Hep Seni Aradım/Wicker Park" isimli film gezindi durdu. Çok etkilendiğim bir film olmuştu zamanında. Ki bir bakıma ona da çok benziyor.

Ayrıntılar güzeldi, gerçekçiydi.
Tavsiye ederim elbette ama benim gibi çok daha fazlasını beklemeyin.

Filme geçecek olursak;



Yönetmen: Lone Scherfig 
Oyuncular: Anne Hathaway, Jim Sturgess, Patricia Clarkson
Orijinal adı: One Day
Yapım: ABD
Tür: Romantik , Komedi
Süre: 108 dk 
Yapım yılı: 2011

Geçtiğimiz sene Carey Mulligan ve Peter Sarsgaard’ın başrollerini paylaştıkları Aşk Dersi (An Education) filmi ile adından bolca söz ettiren Danimarkalı yönetmen Lone Scherfig’in yönettiği film, David Nicholls aynı adlı çok satan romanından beyazperdeye uyarlandı. Filmin senarsitliğini de yazarın kendisi üstleniyor…

Yönetmenin Aşk Dersi adlı filmini de izlemiştim, o da bambaşka bir dünya. 
Kitabını okur okumaz filmini izlemek istedim. Kitabı aynen yansıtılmış, eksik noktalar da var elbette. Hep Dexter'in kırdığı cevizler ön planda :) tabi kızımız da eksik kalmıyor. Neyse...

Romantik film sevmeyen erkek arkadaşım bile beğendi. "Nereden buldun bu filmi? Güzelmiş, farklıymış." dedi.
Kitabını okudum deyince "Hele belli." dedi. :) Ne demekse o. 

Kitaba göre doğal olarak hızlıydı film. O yüzden kitabı okumayanlarda bazı soru işaretleri oluşabilir.
 Hayal ettiğim gibiydi hemen hemen.
Ama Dexter'a 40'lı yaşlar pek gitmemiş. Hala artist, hala yakışıklı duruyor adam.

Görüntüler iyiydi. 
Bir gün çerçevesinde zamanın akışına seyirci olmak zaten bir yolculuk yapıyor hissi uyandırıyor.

Anna Hathaway de o role tam oturmuş yani. Kendime benzettim. Bir kendine bakmalar, bir değişimler, bir güzelleşmeler, bir gerçekten kız olmalar falan. Gözlükler gider lensler gelir. Huu...

Güzeldi yaa.
Ama "Kitap mı, film mi?" derseniz her zamanki gibi "Kitap!" derim.
İyi seyirler...
Bunlar da filmden;













Siyah Kuğu'nun Büyüsü




Dün gece izlediğim filmi tanıtacağım. Muhtemelen çoğunuz izlemişsinizdir. Ama ben çok beğendim. Psikolojik gerilim tadında harika bir film bence. Çok etkilendim. Önce kısaca bir bilgi vereyim.

Yönetmen: Darren Aronofsky
Oyuncular: Mila Kunis, Natalie Portman, Winona Ryder, Vincent Cassel, Sebastian Stan
Tür: Drama
Yapım Yılı: 2010 
Senaryo: Mark Heyman, Andres Heinz
Yapım Ülkesi: ABD
Orijinal Adı: Black Swan

Çok yetenekli bir balerin olan Nina annesi Erica ile yaşamaktadır. Oyun yönetmeni Thomas yeni sezonda “Kuğu Gölü”nün baş balerini Beth’yi değiştirmeye karar verir ve ilk tercihi de Nina’dır. Balenin, Beyaz Kuğu ile Siyah Kuğuyu aynı anda canlandırabilecek birine ihtiyacı vardır. Nina’nın yeni rakibi Leroy’u etkilemeyi başarmıştır. İki genç dansçı arasındaki rekabet garip bir arkadaşlığa dönüşürken Nina’nın karanlık tarafı da ortaya çıkmaya başlar.

Filmin aldığı ödülleri ve övgüleri sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Sanırım en iyi kadın ödülü almış Natalie Portman. Bazıları filme sadece cinsellik yönünden baksa da konu ve oyunculuk itibariyle iyi olduğunu söylebilirim. Natalie Portman bu film için 6 ay boyunca günde 8 saat bale çalışmış. Ve 9 kilo vermiş. Her ne kadar bu ödül almak için efektlenmiş hali ortaya çıkarılsa da oyunculuğu yeter. Bakışlar, mimikler, o hırsı ve de hüznü çok iyi yansıtmış. O tırnak etini soyduğu sahne ve daha fazlası yaşatır gibi. Müzikler zaten kulaktan silinmeyecek türden, bilenler bilir. Hani bu filme yüzeysel bakıp derinliğindeki bilinaçltı hisleri görmeyenler beğenmiyor, bunu fark ettim. 
Nina'nın annesi ile iletişimsizliği, annesinin disiplini, kendi yapamadıklarını ona yaptırırken kontrolü elden bırakamaması, Nina'nın Hocası ve Lilly ile olan ilişkisi... Mekanların kızın dönüşmek üzere olduğu siyah kuğuyu yansıtır derecede karanlık olması, parmaklarını kanatması, yere düşmesi... Her şey... Bence içimizde var olan bir şeyleri açığa çıkarıyor. 

Demem o ki,
ben beğendim. Tavsiye edebileceğim bir film.
Ama sonra izleyip de "vay efendim, bu nası filmdi? Vaktimi harcadım. Çok sıkıcı." şu bu demeyin. 
Sanat yönü ağırlıkta. 

Filmden görüntüler;







Şu sayfayı da okumanızı tavsiye ederim. Daha fazlasını merak edenler için...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...