beklemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beklemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2012 Pazar

Dökülenler



Gergin bir bekleyiş.
Düşüncelerim, sıkıntım bedenime yansıyor.
Rüyalar olmuş kâbus.
Rahatsızım.
Karın ağrıları...
Yüzümde sivilceler...
Gözüne giriyor, 
ama durup düşünmüyor.
"Neden?"

***

Zaman çok çabuk geçiyor.
Ama değerini bilmiyoruz.
Bu "an"lar bir daha elimize geçmeyecek.
Hiçbir şey yaşamıyoruz ve
daha sonra böyle fırsatlar olmayacak.

*** 



Sevdiğinin elinin yanlışlıkla eline değmesi, 

(içi/dışı) nasıl titretirmiş...


***

Sevdiğinin, sadece "sevdiğin" olarak kalması...
Ne zor.
Ne imkansız.
Sadece...
Sevdiğin adam/kadın.
Fazlası yok.
Sadece.
Ne sevgili, ne dost, ne eş, ne de kardeş.
Hiçbir şey.
Ötesinin olmaması... 


***

Gülüyor O.
Gülemiyorum.

***

Vakit yaklaşıyor.
Son'a vuracak.

***

Sakınmak...
Neyi kimden sakınıyorsun?
O da sen, o da.
Hepsi senin ki.
Parçan.

***


Acıyor.
Acıtıyor.
Bilmiyorsun.
Senin de acıyor,
ama kulak vermiyorsun.

***

Her seferinde kendimi korumaya çalışıyorum.
Kalkanlarımı hazırlıyor, zırhımı bürünüyorum.
Sonuç?!!
Değişmiyor.

***











2 Şubat 2012 Perşembe

Bir Sayfa Bir Sahne

Fark ettim ki, okuduklarım ve izlediklerim birikmiş ve ben hiç paylaşmıyorum. Yığıla olacak belki ama aklımdayken ve de vaktim varken (ders çalışmamak adına tabi) aradan çıkarayım diyorum. Hı? Ne dersiniz?

Bir Gün'ün önce kitabını okudum, ilk ondan bahsedeyim. Yanımda çayım huzurla yazabilirim.

Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, yazarın dili gerçekten çok akıcı. Hani okurken vaktin nasıl geçtiğini bilmeden devam edebiliyorsunuz ve bakıyorsunuz ki kitap bitmiş. Diline ve üslubuna diyecek lafım yok. Sonuçta olay ağırlıklı. Zaten kitabın arka kapağında çeşitli yayınlardan yapılan yorumlar sizi epey bir şevke getiriyor. Okumamak mümkün değil. Kitabın içeriği hakkında bilgi vermem doğru olmaz zaten. Altını çizebildiğim çok fazla yer olmadı. Bir tek şu kısmı çok beğendim, o da zaten bölüm başında geçen bir söz;

"Filozofik bir biçimde yıl içindeki önemli günleri not etti; kendi doğum gününü ve bir şekilde kendisinin de bir parçası olduğu diğer bütün günleri. bir akşamüzeri aynada güzelliğini seyrederken birdenbire fark etti ki, diğerlerinden daha büyük öneme sahip bir tarih vardı; sahip olduğu tüm cazibenin yok olacağı, kendi ölümünün tarihi; yılın diğer günleri arasında tembelce ve görünmeden yatan. O, her yıl üzerinden geçtiği halde hiçbir işaret ya da ses vermeyen, ama kesinlikle orada olan bir gün. Ne zamandı?  -Thımas Hardy, Tess  "

Bu ifade ve özünde yatan düşünce zaten dehşete düşürdü beni. Hani sanki aynada ben kendime bakarken düşünmüşüm gibi. O noktada durup bir düşündüm ve kitabı kapattım. Düşündüm, düşündüm. Çok yerlere gittim geldim öyle devam ettim kitaba.

Bunun haricinde bir yirmi yıl bambaşka şekillerde yaşamak ve yetişkin olduğunda bazı şeyleri fark etmek korkuttu beni. Dibimde olup da göremediğim, zaman geçtikten sonra göreceğim düşüncesi. Yanımdakilerin, sahip olduklarımın değerini bilememek... Ya da bir şekilde engeller yüzünden ona ulaşamamak. Ki bazen küçücük bir kelime ya da bir mimik olabilir. "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir!" şeklinde sonuna kadar inandığım sözün gerçekliğini bir kez daha ispatlaması... Çok şey düşündürdü, hissettirdi bana bu kitap. Düşündükçe daha çok farkına varıyorum bende bıraktıkları hakkında. Trajedik bir hayat hikayesinin bende bıraktıkları...

Yazdıklarımdan beğendiğim yönleri anlayabilirsiniz. Ama çok daha ötesinde bir beklenti içindeydim ben, o yüzden bir parçası eksik kaldı. Ya şişirilerek yapılan yorumları okuduğum için ya da popüler olmasından kaynaklı. Bir de zihnimde hep "Hep Seni Aradım/Wicker Park" isimli film gezindi durdu. Çok etkilendiğim bir film olmuştu zamanında. Ki bir bakıma ona da çok benziyor.

Ayrıntılar güzeldi, gerçekçiydi.
Tavsiye ederim elbette ama benim gibi çok daha fazlasını beklemeyin.

Filme geçecek olursak;



Yönetmen: Lone Scherfig 
Oyuncular: Anne Hathaway, Jim Sturgess, Patricia Clarkson
Orijinal adı: One Day
Yapım: ABD
Tür: Romantik , Komedi
Süre: 108 dk 
Yapım yılı: 2011

Geçtiğimiz sene Carey Mulligan ve Peter Sarsgaard’ın başrollerini paylaştıkları Aşk Dersi (An Education) filmi ile adından bolca söz ettiren Danimarkalı yönetmen Lone Scherfig’in yönettiği film, David Nicholls aynı adlı çok satan romanından beyazperdeye uyarlandı. Filmin senarsitliğini de yazarın kendisi üstleniyor…

Yönetmenin Aşk Dersi adlı filmini de izlemiştim, o da bambaşka bir dünya. 
Kitabını okur okumaz filmini izlemek istedim. Kitabı aynen yansıtılmış, eksik noktalar da var elbette. Hep Dexter'in kırdığı cevizler ön planda :) tabi kızımız da eksik kalmıyor. Neyse...

Romantik film sevmeyen erkek arkadaşım bile beğendi. "Nereden buldun bu filmi? Güzelmiş, farklıymış." dedi.
Kitabını okudum deyince "Hele belli." dedi. :) Ne demekse o. 

Kitaba göre doğal olarak hızlıydı film. O yüzden kitabı okumayanlarda bazı soru işaretleri oluşabilir.
 Hayal ettiğim gibiydi hemen hemen.
Ama Dexter'a 40'lı yaşlar pek gitmemiş. Hala artist, hala yakışıklı duruyor adam.

Görüntüler iyiydi. 
Bir gün çerçevesinde zamanın akışına seyirci olmak zaten bir yolculuk yapıyor hissi uyandırıyor.

Anna Hathaway de o role tam oturmuş yani. Kendime benzettim. Bir kendine bakmalar, bir değişimler, bir güzelleşmeler, bir gerçekten kız olmalar falan. Gözlükler gider lensler gelir. Huu...

Güzeldi yaa.
Ama "Kitap mı, film mi?" derseniz her zamanki gibi "Kitap!" derim.
İyi seyirler...
Bunlar da filmden;













4 Aralık 2011 Pazar

Melankoli/k

Sessizlik.
Perdeleri sonuna kadar çektim. Gün, hiçbir zerresini odama sızdıramıyor.
Kulaklığı takıyorum. Rastgele "Başlat' diyorum, başlıyor.
Yorganı üzerime çekiyorum. Kollarımı bağdaş yapıp ağırlığı alnıma veriyorum. Gözlerim kapalı. Kolumdaki saatin tik tak'larını bastıramıyor müzik. Duyuyorum zamanın geçtiğini, kalbimden. Hissediyorum. Ayak parmaklarım yoruluyor bir süre sonra, ritm tutmaktan.
Dinlendiriyorum.
 
"Dünya dönüyor" derken sevgili şarkıcı, başımın döndüğünü hissediyorum. Gözlerim kapalıyken. Sanki bir hamaktayım, sallanıyorum. Altımdan hızlıca çekiyorlar ve birden bırakıyorlar. Sallanıyorum. Altımdan anılarımı çekiyorlar. Mutluluklarımı, hayallerimi, hedeflerimi, zaferlerimi çekiveriyorlar. Hiç acımadan. Ruhumdan sıyırıveriyorlar sanki bedenim hariç her şeyimi. Hızdan açamıyorum gözümü. Rüzgar vuruyor yüzüme, saçlarıma.                     Açıyorum gözlerimi. Gerçekten elimde neler kalmış diye düşünüyorum.

***

Sevgili Profösör "Hayat; kalbi sökülmüş bir çağın yelkovanı gibidir." dedi. Sevgili Nedret'in "Sizden huzur ve mutluluk dolu yazılar bekliyorum. Gençlerin üzüntüsüne dayanamıyorum." mesajına karşılık hala melankoli dolu olduğum için kızıyorum kendime. (Bu arada TDK'nin melankoli için verdiği tanımlar garibime gitti. Biz nasıl kullanıyoruz halbuki. Bakmak isteyen! )"olmayan ne bir de açsan! :)" diyen crazywomanrosemary, üzgünüm. Hiçbir sözüm yok. Bazı şeyler olmuyor. Eksik.

Hayatım şu an askıda ve ben bir şey yapamıyorum beklemekten başka. Şimdiye kadar hep ileriye dönük hedeflerim oldu. Onları gerçekleştirene kadar kendimden geçtim, elimden gelenin fazlasını yaptım hep. O süreçler içerisinde de mutluydum galiba, ya da farkında değildim. Çünkü Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesinin, ona hayali kadar yoğun bir duygu vermediği gerçeği gibi. (Sözünü aradım ama bulamadım şu an.) Hedeflerim öncelikliydi yani, o yolda yaşadıklarım da önemli değildi. Ta ki bu noktaya kadar. O yüzden bu bekleme süresini kendime tatil, keyif olarak düşünemiyorum. İyi yanından bakmaya çalışsam da fazla sürmüyor.

Vesaire vesaire.

Ama değişecek.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Durgun


Durgun


İzliyorum.
Ömrüm boyunca büyütemediklerimi.
Biriktiremediklerimi, kayıplarımı,
Mağlubiyetlerimi…
Belki gerçekle yüzleştiğimde bir şansım daha olur diye.


Akıyorum.
Taşanlara kapılıp gitmemeye çalışırken.
Son damlaların yüzeyinde çırpınarak
Dibe batmayayım diye.


Boğuluyorum.
Ne kadar çırpınsam da iç çekişlerim azalmada.
Atılan taşlar  hedeften uzak
Dalgalanmalar yoklukta.


Bekliyorum.
Yalanların ördüğü hayatların aynalaşmasını.
Gerçeğin gerçekten gerçek olduğu,
Hıçkırıkların duyulur,
Gözyaşlarının akar olduğu bir resmi.


Kalakalıyorum.
İzlemelerin, beklemelerin, boğuluşların ardında.
Lekeleri, noktaları, nefesleri kaybederek.
Camın ardındaki gözler bir kat daha buğulanarak camla beraber.
Son kez…

Diner bir gün ümidiyle… 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...