tavsiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tavsiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2012 Pazar

Lâ Sonsuzluk Hecesi


Lâ Sonsuzluk Hecesi.

Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden. 
İsimle Ateş Arasında, Mor Mürekkep, Cümle Kapısı, Yusuf ile Züleyha ve Nun Masalları kitabının yazarı.
Otobiyografisinin sadeliği ve güzelliğiyle beni en başından kendine çeken kadın yazarımız. Türkiye'de gönlüyle kalemi bir olan kadın yazarlardan. 

Aşk'ın ne olduğuna dair cevabı ise şöyle;  "aşkın ezelden bir hatırlama, ezel tanışıyla bu dünyada karşılaşma olduğuna iman edeli ben, çok oluyor. ama aradan geçen süre içinde hatırlamaların da yanıltıcı olabileceğini öğrendim. çünkü buldum zannedip yanılmak var. bulup da tanımamak var. bulup da hatırlanmamak var. en acısı da ezel tanışıyla karşılaşıp onun tarafından hatırlanıp ama onu hatırlayamamak olmalı. ve evet, aşkın rengi karanlığa benziyor. en azından bu dünya yüzünde böyle. bir bedene ve birçok hayata hapsedilmiş aşk, özünden uzaklaşmak mecburiyetinde. o yüzden biraz evvel bahsettiğim savaş hali doğuyor. arazların bulanıklığı. neticede ortaya kusurlu bir aşk çıkıyor, elde kalan bu. cam ırmakta taş gemi ancak kusursuz bir aşkın zuhuru anında kazasız belasız yüzebilir ki o da bu dünyada imkansız. söylemiştim yontucunun taş gemisi de ancak kusursuz aşkı, yani tek tanrı aşkını bulduğu anda usul usul cam ırmağın üzerinde yüzmeye başladı. ne ırmak ne taş incinir böyle bir seyirde artık"

Dile, Türkçeye hakimiyeti, kelimelerle oynayışı, allı pullu ifadeleri ile beni benden alan yazar. Anlatsam nafile, okumanız lazım derim. 
Her satırı aşk kokuyor. 
Lâ Sonsuzluk Hecesi'nde ise, Adem ile Havva'yı anlatıyor. Onların aşkını... Habil ile Kabil'i. İlk katili, ilk maktulü. Yaradılışı. Şeytanı. Cenneti ve işlenen ilk günahı. Lâ. İsyanın ilk kelimesi. Siz Adem oluyorsunuz ve yaşıyorsunuz. Öyle içine çeken ve kendine hapseden bir roman. Ne roman ne deneme ne şiir. Ne hiçbiri ne hepsi. (Merak edenler için şu sayfadaki yazı hoşuma gitti.)

Yazarın dilinin gücünü tadanlar bilirler.
Benim kitaptan altını çizdiğim kısımlar şunlar;

"Yaşanacak zannedilenler çoktan yaşanmış oluyordu, yaşandı bitti denilenlerse sürekli yaşanı duruyordu. Olmuş olan da, olacak olan da yoktu bu yüzden, geriye sadece oluş kalıyordu." 

(Bunu çok arkadaşıma mesajla göndermişimdir. Yeri bende ayrıdır.)

"Zaman göz kırpımı mesafe." 
 (Az ve öz bir ifade bence. Bir o kadar derin ve dehşete düşürücü. Dur, düşün.)

"Aşk diyorsun, ölçüsü olmaz ya, varsa da ölçüsü neler yapabildiğin değil, neler yapabilmediğindir." 
(Bir de ters taraftan bakmak gerekmez mi gerçekten? Varlığını ortaya koyabilenler hariç)

"Belâ aşktan büyüktür, Allah hepsinden."
(Başka söze ne hacet! Adem Allah dedikçe...)

"Adını sabır koyma acizliğin. Buna tahammül deme. Kendi masumluğunda yok olma. Bırak, masumlar için bozulsun masumiyetin. Masumiyet, tek kişiyi korur ancak. Bilmemenin güvencesi. Bilmesem daha mı iyi olurdu. Oysa bilmeli. Her acıyı bir kez de kendi nefsinde çekmeli."
(Bilmek, daha çok bilmek istiyoruz. Oysa kaçımız bu bilginin, hazinenin sorumluluğunu sırtımızda hakkıyla taşıyabiliyoruz?)

" bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.
durdu, aklından yeni bir şey geçti. bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.
bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
seni anan beni de ansın. seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.

bir "ile" koy aramıza bizi birbirimize bağlasın."  

Buna çok sık rastlayabilirsiniz. Havva'nın dilinden dökülenler. İstediği gibi bir "ile" onları ebediyete kadar bağlı kıldı.

Bu kitaptan notlarım bunlar.
Bendeki anlamı büyük olan bir eser.  Üniversitede tasavvuf ve deneme adına özellikle başvurduğum bir yazar. Ve hiç yüzümü kara çıkarmadı. Her seferinde elim taşa taşa döndüm kapısından.
Hep yazsa...










2 Şubat 2012 Perşembe

Siyah Kuğu'nun Büyüsü




Dün gece izlediğim filmi tanıtacağım. Muhtemelen çoğunuz izlemişsinizdir. Ama ben çok beğendim. Psikolojik gerilim tadında harika bir film bence. Çok etkilendim. Önce kısaca bir bilgi vereyim.

Yönetmen: Darren Aronofsky
Oyuncular: Mila Kunis, Natalie Portman, Winona Ryder, Vincent Cassel, Sebastian Stan
Tür: Drama
Yapım Yılı: 2010 
Senaryo: Mark Heyman, Andres Heinz
Yapım Ülkesi: ABD
Orijinal Adı: Black Swan

Çok yetenekli bir balerin olan Nina annesi Erica ile yaşamaktadır. Oyun yönetmeni Thomas yeni sezonda “Kuğu Gölü”nün baş balerini Beth’yi değiştirmeye karar verir ve ilk tercihi de Nina’dır. Balenin, Beyaz Kuğu ile Siyah Kuğuyu aynı anda canlandırabilecek birine ihtiyacı vardır. Nina’nın yeni rakibi Leroy’u etkilemeyi başarmıştır. İki genç dansçı arasındaki rekabet garip bir arkadaşlığa dönüşürken Nina’nın karanlık tarafı da ortaya çıkmaya başlar.

Filmin aldığı ödülleri ve övgüleri sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Sanırım en iyi kadın ödülü almış Natalie Portman. Bazıları filme sadece cinsellik yönünden baksa da konu ve oyunculuk itibariyle iyi olduğunu söylebilirim. Natalie Portman bu film için 6 ay boyunca günde 8 saat bale çalışmış. Ve 9 kilo vermiş. Her ne kadar bu ödül almak için efektlenmiş hali ortaya çıkarılsa da oyunculuğu yeter. Bakışlar, mimikler, o hırsı ve de hüznü çok iyi yansıtmış. O tırnak etini soyduğu sahne ve daha fazlası yaşatır gibi. Müzikler zaten kulaktan silinmeyecek türden, bilenler bilir. Hani bu filme yüzeysel bakıp derinliğindeki bilinaçltı hisleri görmeyenler beğenmiyor, bunu fark ettim. 
Nina'nın annesi ile iletişimsizliği, annesinin disiplini, kendi yapamadıklarını ona yaptırırken kontrolü elden bırakamaması, Nina'nın Hocası ve Lilly ile olan ilişkisi... Mekanların kızın dönüşmek üzere olduğu siyah kuğuyu yansıtır derecede karanlık olması, parmaklarını kanatması, yere düşmesi... Her şey... Bence içimizde var olan bir şeyleri açığa çıkarıyor. 

Demem o ki,
ben beğendim. Tavsiye edebileceğim bir film.
Ama sonra izleyip de "vay efendim, bu nası filmdi? Vaktimi harcadım. Çok sıkıcı." şu bu demeyin. 
Sanat yönü ağırlıkta. 

Filmden görüntüler;







Şu sayfayı da okumanızı tavsiye ederim. Daha fazlasını merak edenler için...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...