Allah kimseyi kitapsız bırakmasın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah kimseyi kitapsız bırakmasın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2012 Salı

5N1K Peşinde



Sevgili biricit, doctorsherlock ve Senden Benden Bizden beni 5N1K ile mimlemişti. Diğer mim ve yazılarım yüzünden arada kaynadı gibi oldu ama onu şimdi yazmazsam daha da yazamam ben. Herkes gibi iç açıcı, hayallerle dolu, güzel resimlerle donatamayacağım mimimi. Çünkü ruh halim buna el vermeyecek. Ve yaşadığım olay üzerine. Aklımdan çıkmıyor çünkü. Başlayalım;

1. NE?


Sinir. Ya da güven. Çok sinirliyim. Acayip sinirliyim. 

2. NEREDE?

Maalesef olayların uzağında. Evdeyim. 

3. NE ZAMAN?



Dün sabahtan beri. Akşama da o harika (!) haberi aldım. 

4. NASIL?



Telefonda. İğnelene iğnelene. Sesimi çıkaramadım.

5. NEDEN?

Çok güvendiğim birinin sorumsuzluğu yüzünden. Lanet olası bir hediye yüzünden. Sırf birini üzmeyeyim diye uğraşırken onu üzmemden ve haliyle onun bana laf atması yüzünden. Güven çok önemli şey, ama kaybediyor farkında değil. 


6. KİM?


Ben. Ya da o. Önceden ikisi de aynı anlama gelebilirdi. Belki hala geliyordur ama dedim ya güvenemiyorum artık.


Mimlemiyorum, hemen hemen herkes yazdı galiba.

Hoşça kalın... 

22 Şubat 2012 Çarşamba

Mim'ler Gelir Hoş Gelir, Ley Ley Mimi Mimi Ley

Evet, "Bu mimi yazacağım." dedim ve yazıyorum.
Öncelikle deepbiricit ve enes'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Beni unutmamışlar ve harem mimini es geçmeme rağmen tekrar beni mimlemişler. Çok çok çok sağ olun.


Gelelim sorularımıza;


Soru 1: En çok sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın?


Ehem, öhem...
Öncelikle bir kategoriye ayrılmadığı için çok genel bir sual bu. Fakat aklıma gelenleri kısaca şöyle sıralayıvereyim dostlar.
Öğrenmeyi, kitap okumayı ve almayı, araştırmayı, yenitatlaryenihayatlarkeşfetmeyi, kahvaltı sonrası çayla blogları okumayı, bir anda sosyalliğin dibine vurup ardından uzun süre yalnız takılmayı ve bunun keyfini çıkarmayı, mutfakta yeni lezzetler deneyip harikalar yaratıp güzel olmasına rağmen çok yememeyi (nedense kendi yaptığım nadir yiyecekleri yiyorum, kötü olduğundan değil galiba hevesimi almış olmamdan kaynaklanıyor bu), analiz etmeyi: filmleri, kitapları, özellikle insanları, espri yapmayı (çevremde anlamasalar da), yazmayı, not almayı, kendime vakit ayırmayı, zamanı dolu dolu geçirme isteğimi...  


Bunlar soyut kalıyor, eğer somut şeylerden bahsediyorsak da; su'yu evet su vazgeçilmezim, çikolatayı, sütlü tatlıları, patates kızartmasını (bunun dışında çok yiyen biri olmadığım için) severim.

*** Bu arada misafir geldi, ara vermek zorunda kaldım. Gelme niyetlerini onlar gittikten sonra öğrenince çok sinirlendim tabi. Ayıp yaa. Ben ne düşüncelerle kapımı açıyorum. Neyse şimdi devam... ***


Soru 2: Bilgisayarda vaktini nasıl geçirirsin?


Blogu keşfettiğimden beri burada takılıyorum. Onun dışında başka sosyal ağ üyeliğim yok, bazen arkadaşların face'n e bakıyorum, tweeter'ım yok. Film ve dizi izlerim, oyun oynarım, radyo dinlerim. Sözlük okumayı seviyorum. Günceli takip etmeyi internette tercih ediyorum. 


Soru 3: En sevdiğin filmler hangileri?


Aslında kategorisine göre incelemek lazım bunu da. Bu da çok genel. Aklıma gelenler;


Deja Vu, Nietzsche Ağladığında, My Name is Khan, Prestij, Sihirbaz, A Moment To Remember, Siyah Kuğu ,Mesajınız Var, Yüzüklerin Efendisi serisi vb.


Dizi olarak da, Leyla ile Mecnun ile Yalan Dünya'yı takip ediyorum sadece, yerlilerden.
Yabancı da, New Girls'e başladım en son ama en sevdiğim How I Met Your Mother ve Pasta oldu. 


Soru 4: Şu sıralar almak istediğiniz şeyler?


Açıkçası almak istediğim bir şey yok bu ara. Yeni kalemlere, defterlere, kitaplara "hayır" demem ama imkanım yok, gerçekçi olmak istiyorum. Bu sebeple almak istediklerimi erteliyor ve "almak istediğim bir şey olmadığını" düşünmeye çalışıyorum.


Soru 5: Şu sıralar ne dinliyorsun?


Kolpa'nın "Nasıl Öğrendin Unutmayı" şarkısına taktım bu ara. 




Bir de Göksel'in "Acıyor"a. Yeni galiba ondan.


Bir de dinlemiyorum ama reklamlardan sonra aklımda kalan bir mırıldanma var, o da şu; reklam ama ne reklamı olduğunu şu an fark ettim. Rezilim yaa, püff... Ama kıpır kıpır ya müzik, ondan yani. 

Kimleri mi mimledim, deep'in yöntemini seçiyorum bu sefer. 
Bilin ki, Benden mesaj alanlar mim'lidir.


Sevgiler...

5 Şubat 2012 Pazar

Lâ Sonsuzluk Hecesi


Lâ Sonsuzluk Hecesi.

Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden. 
İsimle Ateş Arasında, Mor Mürekkep, Cümle Kapısı, Yusuf ile Züleyha ve Nun Masalları kitabının yazarı.
Otobiyografisinin sadeliği ve güzelliğiyle beni en başından kendine çeken kadın yazarımız. Türkiye'de gönlüyle kalemi bir olan kadın yazarlardan. 

Aşk'ın ne olduğuna dair cevabı ise şöyle;  "aşkın ezelden bir hatırlama, ezel tanışıyla bu dünyada karşılaşma olduğuna iman edeli ben, çok oluyor. ama aradan geçen süre içinde hatırlamaların da yanıltıcı olabileceğini öğrendim. çünkü buldum zannedip yanılmak var. bulup da tanımamak var. bulup da hatırlanmamak var. en acısı da ezel tanışıyla karşılaşıp onun tarafından hatırlanıp ama onu hatırlayamamak olmalı. ve evet, aşkın rengi karanlığa benziyor. en azından bu dünya yüzünde böyle. bir bedene ve birçok hayata hapsedilmiş aşk, özünden uzaklaşmak mecburiyetinde. o yüzden biraz evvel bahsettiğim savaş hali doğuyor. arazların bulanıklığı. neticede ortaya kusurlu bir aşk çıkıyor, elde kalan bu. cam ırmakta taş gemi ancak kusursuz bir aşkın zuhuru anında kazasız belasız yüzebilir ki o da bu dünyada imkansız. söylemiştim yontucunun taş gemisi de ancak kusursuz aşkı, yani tek tanrı aşkını bulduğu anda usul usul cam ırmağın üzerinde yüzmeye başladı. ne ırmak ne taş incinir böyle bir seyirde artık"

Dile, Türkçeye hakimiyeti, kelimelerle oynayışı, allı pullu ifadeleri ile beni benden alan yazar. Anlatsam nafile, okumanız lazım derim. 
Her satırı aşk kokuyor. 
Lâ Sonsuzluk Hecesi'nde ise, Adem ile Havva'yı anlatıyor. Onların aşkını... Habil ile Kabil'i. İlk katili, ilk maktulü. Yaradılışı. Şeytanı. Cenneti ve işlenen ilk günahı. Lâ. İsyanın ilk kelimesi. Siz Adem oluyorsunuz ve yaşıyorsunuz. Öyle içine çeken ve kendine hapseden bir roman. Ne roman ne deneme ne şiir. Ne hiçbiri ne hepsi. (Merak edenler için şu sayfadaki yazı hoşuma gitti.)

Yazarın dilinin gücünü tadanlar bilirler.
Benim kitaptan altını çizdiğim kısımlar şunlar;

"Yaşanacak zannedilenler çoktan yaşanmış oluyordu, yaşandı bitti denilenlerse sürekli yaşanı duruyordu. Olmuş olan da, olacak olan da yoktu bu yüzden, geriye sadece oluş kalıyordu." 

(Bunu çok arkadaşıma mesajla göndermişimdir. Yeri bende ayrıdır.)

"Zaman göz kırpımı mesafe." 
 (Az ve öz bir ifade bence. Bir o kadar derin ve dehşete düşürücü. Dur, düşün.)

"Aşk diyorsun, ölçüsü olmaz ya, varsa da ölçüsü neler yapabildiğin değil, neler yapabilmediğindir." 
(Bir de ters taraftan bakmak gerekmez mi gerçekten? Varlığını ortaya koyabilenler hariç)

"Belâ aşktan büyüktür, Allah hepsinden."
(Başka söze ne hacet! Adem Allah dedikçe...)

"Adını sabır koyma acizliğin. Buna tahammül deme. Kendi masumluğunda yok olma. Bırak, masumlar için bozulsun masumiyetin. Masumiyet, tek kişiyi korur ancak. Bilmemenin güvencesi. Bilmesem daha mı iyi olurdu. Oysa bilmeli. Her acıyı bir kez de kendi nefsinde çekmeli."
(Bilmek, daha çok bilmek istiyoruz. Oysa kaçımız bu bilginin, hazinenin sorumluluğunu sırtımızda hakkıyla taşıyabiliyoruz?)

" bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.
durdu, aklından yeni bir şey geçti. bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.
bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
seni anan beni de ansın. seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.

bir "ile" koy aramıza bizi birbirimize bağlasın."  

Buna çok sık rastlayabilirsiniz. Havva'nın dilinden dökülenler. İstediği gibi bir "ile" onları ebediyete kadar bağlı kıldı.

Bu kitaptan notlarım bunlar.
Bendeki anlamı büyük olan bir eser.  Üniversitede tasavvuf ve deneme adına özellikle başvurduğum bir yazar. Ve hiç yüzümü kara çıkarmadı. Her seferinde elim taşa taşa döndüm kapısından.
Hep yazsa...










10 Kasım 2011 Perşembe

Eritme Potası



Her tabak, bardak, kaşık, çatal, bıçak vs, yani her kap-kacak ömrü hayatında en az bir kere bulaşık makinesinde yıkanma lüksünü yaşamalı! Tabi annem gibi bayanlar engel olmazsa. "Dur, şunu da elimde yıkayayım, dur, şu lazım oluyor, bekletme." Halbuki her mutfak gerecinden en az iki tane var evde. Babam zaten kızıyor bu mevzuya da ben de ifrit oluyorum. Ben bir güzel makineye diziyorum, aradan bir iki saat geçiyor, bir bakıyorum, makine boş!! Üşenmemiş, erinmemiş makineden bir bir çıkarmış, yıkamış. Benim dizerken harcadığım emeğe ve zamana yazık anacım. 




Bu gidişe bir dur denmeli!! Makineyi şifreli, kilitli hale getirtireceğim o zaman görecek çıkarmayı. Bırak da bu zevki yaşasınlar. Sizin zamanınızda bulaşık makinesi mi vardı sizden başka. Sindiremiyor kadıncağız, çıkardığım en mantıklı, en psikolojik sonuç bu oldu. Haydi hayırlısı...






Ben bu ipad'in... diyeceğim ama lafın ucu er geç Steve Jobs'a dokunur, ki ölünün arkasından konuşmak istemiyorum. Aleti bir güncelleyelim dedim, sinir krizleri yaşattı bana. Önce bilgisayara yedekleyecekmiş de, sonra güncelleyecekmiş. Bulursan bilgisayarımda boş yer, yedekle. Artık silmiş gibi yaptım da. Tabi sonradan geri yükledim. Tabi bu arada tüm programlar, uygulamalar, müzikler, videolar uçmuş, onları tekrar bul, yükle, indir vs vs vs. Teknolojinin sinir edeni de hiç çekilmiyor dostlar. Fazla akıl mı yapıyor ne?!!




Resim Steve'in mi bilmiyorum ama, gençken yakışıklı adammışsın vesselam. :) Nur içinde yatasın.




(Biraz önce 10 Kasım ve Atatürk hakkında bir şeyler karaladım ama yayınlamaktan vazgeçtim. Böyle özel günlerde, anlamlı günlerde ne yazsam eksik gibi geliyor. Zaten zar zor yayınlıyorum yazdıklarımı, bir güç beni ele geçirip silmeden. Bu post'un sonu ne olur, onu da bilemiyorum.)




Bugünlerde pek bir hamarat oldum, sormayın. Yaptığım kekleri, pastaları yiyenler "Hazır mı?" diye soruyor. He, hazır. Sanki hazır olunca pek bir iyi oluyor ya. 




Komşu teyzelerim vardı bugün. Beni yıllardır görmemişler gibi pek bir süzdüler, sağ olsunlar. Ama şunu anlatmazsam ölürüm; :D hatırladıkça gülüyorum. Bizim karşı dairenin üç-beş tane oğlu var. Yani hala adlarını, ne iş yaptıklarını bilmem ama en küçüğü hatırlıyorum. O da yurt dışında mı ne. Bilmiyorum çünkü ne onlar burada çok duruyorlar ne de ben öyle ortaya çıkarım. Ramazan'dan önce bizim üst daire kiralıktı ve babam ilgileniyordu, sahibi Alamancı. :) Gelen giden hep bizim zile basıyor. Ben de megafondan yönlendiriyordum milleti. Sonra bir gün zil çaldı. İki erkek. Açtım, "Buyurun, kimsiniz?" deyince biri dedi ki, "Ben karşı komşunuzum." O anda rezil oldum, yanındaki de arkadaşı mı ne. Demiştir içinden kesin, "Nasıl komşudur bu böyle?" Napim, nerde okudu kimbilir. Ben de üste çıkacağım ya, "Hımm, pardon. Üst kat kiralık, onun için geliyorlar da, sizi de öyle sandım." dedim. Demez olaydım. "Zaten öyle." demez mi. Meğer arkadaşları için tutuyormuş. Bildiğiniz komedi rezalet... Babamın telefon numarasını istedi, verdim de gittiler. Tabi içeride Ş. vardı o gün, içeri girince başladık gülmeye. Koptuk. 


Bu arada kekimin görüntüsü de bizzat yukarıdaki gibi. Pek çok beğeni topladı.




Sağolsun, crazywomenrosemary renk mim'inde beni de mimlemiş ama, üzgünüm. Cevap veremeyeceğim. Bloggerlar arasında en yenilerden biriyim. Çok fazla tanıdığım yok. Görüştümü de. Henüz tanaışma, takip etme aşamasında olduğumdan dolayı ruh ve renkleri konusunda ortaya bir şeyler çıkaracağımı sanmıyorum. Bir dahaki sefere inşaallah.


Okuyacak kitabım kalmadı ve psikolojim bozuldu. Netin başında fazla oturmak zaten sıkıyor artık iyice. Yarın K.'e gidersem kitapçıyı zengin edip geleceğim kesin. 


Sıkıldığımdan mıdır, okuduğum kitapları ajandama da not edemiyorum artık. Blogumda okuduğum kitaplar ve filmler hakkında özellikle yazmak istiyordum ama kısmet olmuyor. Eksikliğini hissediyorum ama.






Bu ara arkadaşlığın, dostluğun eksikliğini çok hissediyorum. Yalnızım. Resmen. Elbette görüştüğüm arkadaşlarım var ama hiç, istediğim gibi bir arkadaşım oldu. Üniversitede de, lisede de elbette oldu ama ömür boyu yanımda olacak, çat kapısına dayanabileceğim, kapıma dayanabilecek, gecenin üçünde arayabileceğim, aramızda sıfır mesafenin olduğu, çok samimi arkadaşım olmadı. Olanlar da şu an yanımda değiller. Neyse. Yoluma bakayım, düşündükçe batarım ben şimdi. Biraz da ailemle olayım. 


İlginç olan şu ki, post'uma başlık bulamadım. Aklıma "sentez, ortaya karışık" gibi şeyler geldi. Ardından da lisedeki edebiyat hocam. "Bir potada eritmek" lafını çok kullanırdı. İşte, "Türk edebiyatını ve İslamî edebiyatı bir potada eritmiş." "Doğu ile batıyı aynı potada eriten bir yazarımızdır." vs. Çok gülerdik içimizden. Tabi saf aklımızla basketbol potası gelirdi gözümüzün önüne. İlk çağrışım. Ne bilelim. Üniversitede fark ettik ki, bu tabiri biz de çok sık kullanıyoruz. Sayın ki, tüm bu yazdıklarımı aynı potada eritiyorum. Nokta.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...