altı çizilesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
altı çizilesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2012 Salı

Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları: SU

Selam.
Gününüz aydın olsun.


Bu hafta o kadar yoğun geçti ki günler... 
Dedemler, ablamlar geldi, gitti. Cümbür cemaat vakit geçirdik. Düşünün, bana yatacak yer kalmamıştı. Odamdan postalandım, yer yatağında yattım. 


Neyse ki, güzeldi.
Canımı sıkan şeyler olmadı değil. 


Neyse, gelelim esas mevzuya. Vakit buldukça kitap okumaya çalışıyorum. Benden beklenenin ve benim de kendimden beklediğimden altında bir performansla gidiyor okumalarım. Çünkü, ben haftada iki kitap bitiren, üçüncüsünü yarılayan biriydim KPSS'zede olana kadar.


En son okuduğum kitap, Buket Uzuner'in Defne Kaman'ın Uyumsuz Maceraları: Su.


Kitap meğer bir seriymiş, ben bunu duyunca üzüldüm. Çünkü, genelde okuyup bitirdikten sonra devamının geldiğini bilmeyi sürpriz olarak yaşamayı seviyorum. Olmadı. Seri doğanın 4 elementi olan Su, Toprak, Ateş ve Hava şeklinde devam edecekmiş. Sırasını bilmiyorum ama. Zaten kitabın isminin uzun ve farklı olması cezbediyor. Hele Buket Uzuner'in kaleminden çıkmışsa, tamamdır, okumalıyım demiştim. En son İstanbullular'ı okumuştum ve o gözlemlerine, ayrıntılarına hayran kalmıştım.


Kitap, Ahmet Ümit tarzına benziyor. Macera açısından onun kadar olamasa da, verdiği sosyal mesajlarla güncelliğini koruyor. Lakin, Kutadgu Bilig'le ilgisi var diye heveslendim, fakat değinmeler o kadar zayıf ki. Bağlantıların tam kurulamadığı düşüncesindeyim. Bir kopukluk var bazı olay ve durumlar arasında. Daha derinden irdelenebilirdi belki. Ya da ilk kitap diyedir, bilemiyorum.


Kahramanlar çok bilindik, tanıdık, yani bizden birileri. Umay Nine, bağra basılacak cinsten. Defne Kaman burada sönük kalmış fakat yazdıklarıyla ön planda. 


Mekan tasvirleri orayı gerçekten yaşatıyor. Zaten kapak da gayet anlamlı.



Sosyal mesajlar çok fazla. Alt konulardan biri olan Alevi-Sünni çatışması iyi bir seçim olmuş. Fakat ilişki, birden reaksiyon kazandı, nedense. Kamanlık'a dair bilgiler doyurucu nitelikte. Antropolojik açıdan iyi tespitler gördüm.



Yazarın kendi eski kitaplarına (Kumral Ada Mavi Tuna) gönderme yapması, onları dile getirmesi benim açımdan itici bir durum. "Bırakın, başkaları övsün." felsefesindeyim, hele ki kalemine güvendiğim insanlarsa... 


Tüm bunları bir yana bırakırsak, altını çizdiğim o kadar çok cümle var ki. Hepsi de, benim için, -o anki ruh halim için özellikle- aforizma ya da vezice değerinde. Hayran kaldığım o kadar anlamlı, hoş ayrıntılar, tespitler var ki... Psikolojik olanlar hele. Ruh halini ifade edenler... Yazar dediğin böyle gözlem gücüne sahip olabilmeli, görünenin ardındaki detaylara dikkat çekebilmeli.

Tavsiye edebileceğim bir kitap. 


Altı çizilesiceler;


"Uğursuzluk hep başkalarından ve onların davranışlarından kaynaklanıyor sananlar, hayatlarını aslında hiç tanımadıkları bir beden içinde geçirenlerdir." 


"Korkaklıklarımıza farklı bahaneler bularak başkalarını suçlamak bizi bir süre rahatlatır. Ancak çoğu zaman artık geç de olsa, ölmeden önce mutlaka gerçeği ederiz."


"Karar verdiğimizde en önce sesimiz değişir, karar alan gücümüz sesimize ve sırtımıza yansır."


"Bazen bir kuş sesi bile hayatın yaşamaya değer, alınan her nefesin ümit dolu olduğunu hatırlatmaya yeter. Bazen hiç beklenmedik bir zamanda bir kuş sesi yeter..." 


"Dünya, aradığını çok isteyenin bulmak, az isteyenin şikayet etmek, hiç istemeyeninse seyretmek için zaman harcadığı bir gezegen değil mi?"


'Uyum ile uyumsuzluk, gezegenimizin üzerinde durduğu tahteravallinin iki ucundaki ağırlığın adıdır. Yoksa, hayvanın uyumsuzuna "vahşi", bitkininkine "yabani", ırkların uyumsuzuna "barbar", insanın uyumsuzuna -eğer zeki bir erkekse- "dahi", sıradansa "bela", ya da "ıssız adam", kadının uyumsuzunaysa zaten zeki ve cesur olacağı için toptan "cadı" dendiğini hepimiz biliriz. Uyum, yalnızca evcilleştirme, düzen ve sistem kurma gibi anlamlar taşımaz, aynı zamanda sistemin parçası olarak bireyseli de yok eder. Erkeğin ve iktidarın uyumlusu olmaz. Çünkü uyum onun ta kendisidir. Uyumlu olmak için uyulacak bir düzene ve düzeneğe gerek vardır. Bu nedenle şimdiki düzen ve düzenekte, kadının sadece uyumlusu makbul, erkeğin uyumlusuysa madaradır."


"Zekası ve/ya erdemiyle bizi şaşırtan insanların yarattığı mahcubiyeti kendi ön yargılarımızla hala yüzleşebildiğimizin de sevindirici bir işaretidir."


"Büyük hayal kırıklıklarının bağışıklığı zayıflattığını kavrayan doktorlar, bu hastaların reçetelerine bol bol hayal kurma egzersizi yazmalı".


"...insan en çok kendisinden soğuduğunda yalnız kalıyordu".


"Türkiye'de kadın olmaktan daha zor bir şey daha vardır,o da genç ve yalnız bir kadın olmaktır. Tabi genç ve yalnız bir kadının etnik kökeni ve dini inancı veya inançsızlığı da durumunu daha da zorlaştıran etkenlerdir."


"İnsanın nutluluğunu sahiden paylaşacak birini bulması dünyanın en zor işidir."


"Nasıl bir şeymiş ki, bu aşk, insan sevdiğinden ayrılınca hayatı yedeğe alıyor, yaşıyormuş gibi yapıyor ve her şeyi kafasına yazıyor... Bir gün aşkına kavuşacak, bir bir anlatacak o yedekte yaşadığı hayatı... Sonra beraber yeniden başlayacak sahici hayat... Öyle bekliyorsun, özgürlüğüne kavuşmayı bekleyen köle gibi..."


"Çıkarsız paylaşılan saf mutluluk o kadar eşsiz ve nadir bir güzelliktir ki, onun bu yüzden dünyada daima en çok kıskanılan ve satın alınamayacak tek mutluluk olduğu söylenir. "Saf"ın ana dillerinde yüzyıllarca "katıksız" anlamına geldiğini unutup şimdi onu yalnızca "salak" anlamında kullanan milletlerin mutluluğu, saflığını tamamen yitirmiştir."


"Her şey üstüne gelip seni dayanamayacağın noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme! Çünkü, orası gidişatın değişeceği yerdir!"    (Mevlana)



13 Nisan 2012 Cuma

Kayıp Gül 2: Ölümsüz Kalp



Herkese hayırlı cumalar...

Deneme çözmeye ara verince soluğu burada alıyorum. Elimden geldiğince takip ediyorum herkesi, merak etmeyin.

Sayfamda yaptığım anket sonuçlarına göre benden en çok kitap tanıtımı yazısı bekleniyor. Çok güzel.
Lakin, bu ara okuyamıyorum, hatta kitaptan kitaba atlıyorum. Ama sonunda Kayıp Gül hakkında yazacak cümlelerim var. Çok şükür.



Efendim, biliyorsunuz ki Kayıp Gül, Serdar Özkan isimli genç bir kalemin elinden çıkmış, Martı ve Küçük Prens'e benzetilerek yoğun ilgi gören, 50 ülkede 44 dile çevrildiği reklamlarıyla 2010'un en çok okunan romanı kabul edilen bir kitap. (Bu uzun cümlemde, minik iğnelemeleri fark edenler mutlaka olacaktır.) Birkaç yayınevi değişiminin sonucu olarak, yazarımız Kayıp Gül 2'yi çıkarmış bulunmakta. Kafa dağıtmak için, hafif kitaplar aradığımdan olacak ki bu kitabı aldım. Niye aldığıma kitabı okuyunca anlam veremedim doğrusu. Şöyle ki, ilk kitabını alıp okumuştum 2 sene önce. Fakat, kitaba dair hiçbir şey hatırlamıyorum a dostlar! Çok kitap okuyan biri olmama, çoğunu genel olarak ve beni etkileyen -bazen de saçma- ayrıntılarla aklımda tutmama rağman Kayıp Gül 1'e dair hiçbir şey hatırlamıyorum. E kardeşim, sen sende hiçbir iz bırakmayan bir kitabın niye gider ikincisini alırsın?!! Bu soruyu elbette kendime soruyorum. Ama almışım işte.


Neyse, okudum kitabı.


Serda Özkan'ın dili çok açık, sade, duru. Okuyuveriyorsun, çok rahat. Hatta benim gibi edebiyatsever için fazla rahat. Hiç zorlamıyor yaa. Ama bu kitabında simgelerle hayatın farklı yönlerini anlatmaya çalışmış. Derin anlamlar vermeye çalışmış. Bazı ayrıntıları hoşuma gitti. Mesela;


"İkiz kardeşim Bay Gerçeklik ve ben birbirlerine ahşap bir köprüyle bağlı iki ayrı adada yaşarız,demişti Bayan Düş. 'Ne zaman birbirimizi özlesek, birbirimize doğru koşmaya başlarız. Ve çok geçmeden adalarımızı birbirine bağlayan o köprünün ortasında bir yerde, birbirimize kavuşur, sarılıp bir oluruz. İşte o sarılma anlarındadır ki yeryüzündeki bütün düşler gerçek olur..."

Bu cümle, gerçekten bir derinliğe ve hayal gücüne sahip. Kitaptaki pek çok karakter de aynı şekilde imgelerle donatılmış. İşte bu noktada Serdar Özkan'a romancı denmesine şaşırıyorum ben. Bence masal tadında bir öykü bu. Öykücü denmesini tercih ederim. Hele ki, İskender Pala gibi eski Türk edebiyatıyla haşır neşir bir derlemecinin de "romancı" diye bahsetmesi daha da ilginç. (“Serdar Özkan genç ve yetenekli bir romancı, onun adını önümüzdeki yıllarda sık sık duyacağınıza sizi temin edebilirim.” İskender Pala – Kasım 2003) (Gerçi tarih de eskiymiş, 9 yılda bu kadar ilerleme kaydetmesi de hayli ironik.)


Tamam, genç, bir potansiyel görebilir, bunda bir sakınca görmüyorum. Ama yazarın ve eserlerinin bu şekilde abartılmasına, pazarlanmaya çalışılmasına karşıyım. Ne 50 ülkede yayınlanması ne de 44 dile çevrilmesi ne de D&R listesinde ilk üçte olması benim için bir ölçüt. Bende ilerleyen zamanlarda bir iz bırakmayacaksa hiçbir anlamı yok. Popüler olup sonradan etkilerinin silinmesi edebiyatın maalesef kötü bir oyunudur kimisi için. Nitekim, ne Martı ne de Küçük Prens olabilir. 


Yazdıklarım fazla ağır olabilir belki ama dediğim gibi elbette beğendiğim cümleler ve yönleri var. 
Benim bir şeyi beğenmemem genelde bonkör bir ön yargıya sahip olmamdan kaynaklanıyor. Test ettim, onayladım! Şöyle ki, bir şeyi okumadan, izlemeden vs. gözümde büyütüyorsam - gerek yorumlar sayesinde, gerek reklamları yüzünden, gerekse de kişisel - sonu hayal kırıklığı oluyor. Beklentimin düşük olması gerekiyor, ki güzelliği sürpriz olsun. Ama maalesef kitapların bile reklamlaştırıldığı, yazarların isimlerinin kitap kapaklarında ön plana çıkarıldığı günümüzde bu pek de mümkün olmuyor. 


Kahramanların her iki kitapta da aynı isimle geçmesi de hoşuma gitmedi. Niye öyle yani?

Sanırım, "Ekim Yağmurları" diye bir kitaba başladı. Hatta yazdıkları bazı cümleler şu an internet sayfalarında dolaşıyor. Bunu neden yaptığını da anlamıyorum. Daha kitap çıkmadan...


Neyse, gelelim altı çizili cümlelerime;

"Cesaret korkmamak değil, bazı şeylerin senin için güvende olmaktan daha önemli olmasıdır."

"Arayan mutlaka birşey bulur. Ne aradığını bilen ise aradığını bulur."

"Sevmek seveni küçültmez, büyütür..."

"Sevgi, seni taşır."

Başlangıçta yer alan Mevlana'ya ait ‎
‎"Evrende ne varsa, dışarıda değil, sende.
Her ne arayacaksan, ara onu kendinde." dizeleri kitabı özetler durumda. :D



29 Şubat 2012 Çarşamba

Dublörün Dilemması





Hakan Günday'ın Az'ından sonra okuduğum en kaçık roman: Dublörün Dilemması.
Murat Menteş'in.

O kadar çok söylenecek şey var ki...

Başta "Ne oluyor, anlamıyorum." diyebilirsiniz ama birazcık müsade ederseniz zaten sizi çekip alacaktır.
Trajikomik kahramanlar, ters köşe hayatlar, hayatın ihtimalleriyle çarpışacak ayrıntılar...
Edebi sanatların boy ölçüştüğü, aynı zamanda ansiklopedi değerinde bir genel kültür aktarımı.
Engin hayal gücünün gerçek dünyayla dansı.
Bol kelime oyunları da cabası.
Dili...

Çağdaş Türk Edebiyatının ilerleme kat ettiğinin göstergesi bir roman.
Klasih hikaye anlatımından üst bir seviyeye geçilmiş.
İşçilik ağır. Üzerinde düşünülmüş.
(sadece İbrahim Kurban kısmında bölüm başlarında Chuck Palahniuk benzeri bir durum var.

Kitap, Murat Menteş'in ilk okuduğum kitabı.
Bundan önce çıkan "Korkma Ben Varım"ın da güzel olduğu söyleniyor.

Kitapta altını çizdiğim, not aldığım çok cümle var.
Resmen Murat Menteş'in aforizmalar kitabı olmuş.
 Gabriel Garcia Marquez'in üslubuna benzettim.
Türk edebiyatından da Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi.
Bazılarınca da Tarantino filmi gibi.
Pulp Fiction anlatımında, biraz da Fight Club havası var, diyenler var.

Karakterlerin ismi de cümle mühendisinin kaleminden çıkmış:
Umur Samaz. Hatta Umur-Su Samaz çifti.
Nuh Tufan.
İbrahim Kurban
Ferruh Ferman.
Dilara Dilemma.
Rıza-Roza Silahlıpoda kardeşler.
Pembe Pepe.
Taliha teyze ve oğlu Talih.
vs...

Kitap çok yeni değil aslında.
"Neden daha önce okumamışım?" diye düşündüm.


Ve "altı çizilesi"ler;
"... aşk, insanın şahsiyetini pekiştirir. Çünkü hayatın manası, aşk bohçasında gelen bir hediyedir. Mevcudiyetinin hakkını vermek, hiç değilse mazeretini bulmak isteyen yalnızca aşka müracaat edebilir..."

"Hatalarını kategorize edebilirsin fakat standardize edemezsin."

"Whitcomb Judson, fermuarın mucidi. 21 Eylül 1922'de öldüğünde, 
Chicago'da bütün fermuarlar yarıya indirilmiş."

"Kimsesizlik, kimsenin tekelinde değildir: Kainat ve tarihin bekleme salonunda biraz soluklanıyoruz, çoğunlukla da adımız anonslanmadan kainata ve tarihe gömülüyoruz..."

"Yaptığınızı, bir dubalanın bunu sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de, sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sanmasından ileri geliyorsa, herkes istemediği bir şeyi yapıyor demektir. O zaman ortaya hakikaten budalaca bir durum çıkar."

"İnsan öldüğünde, uzunca bir süre için ölür. 
Leon Bloy "


"'İlk an'  ne kadar kalıcıysa, masumiyet de o kadar kalıcıdır."

"- Hayatının geri kalanını birisiyle geçirmek istediğini anladığın zaman, hayatının geri kalanının bir an önce başlamasını dilersin.
> Biliyor musun Hobbit? [Bana "Hobbit" der.]
- Neyi?
> Yanılgılarımızın çoğu, düşüneceğimiz yerde duygulanmak ve duygulanacağımız yerde düşünmekten doğar. ve Yanağımı öpüyor. 
-Bir gözlük almalısın Geronimo. [Geronimo:Hacer Ceren'in lakabı.]
> Neden?
- Her defasında dudaklarımı ıskalıyorsun. "

"Tüm insanlığa kahve ısmarlamak... 
Aklımdan geçen bu.
Mansur Mervan "

"Aziz kardeşlerim! Allah'ın razı olduğu kişiye tufan bile bir sığınaktır... İlahi emirle yükselen sular göğün çizgisiyle birleşse bile müminler korkudan emin, o gemide sıcak rüyalar içinde uyurlar... Tufanın kabaran dalgaları Cehennem alevlerinin yeryüzündeji sudan izdüşümleridir... İnsanlar için her çağda bir Nuh'un gemisi vardır... Her an tabiatın içinde ve uzayın derinliklerinde, mikro ve makro alemlerde nice tufanlar cerayan etmekte, olup bitmekte, fakat insanoğlu bunu değerlendirmeye bir türlü yanaşamamakta..."
"Bir sözün doğruluğu ile inandırıcılığı arasında hiçbir bağlantı yoktur. 
Şeyh Rıdvan el-İcazi "


"Ve hepimiz biliyoruz: Dostlarımız, biz caddenin kenarında alevler içinde yanarken, karşıya geçip üstümüze işemeye üşenen kimselerdir."

"- İyi de, bu gezegende bir tek Rıza Silahlıpoda var, o da sanatını piyanoyla icra eden bir halk ozanı?"
"> Düne kadar ben de öyle sanıyordum fakat demek ki ikinci bir Rıza Silahlıpoda varmış. Daha bir silahlı, daha bir poda yani."



"Cep telefonu şirketinin, sözümona dışarıda çalışan işçilerin yerine bilmek isteyen patronlara yönelik "nerede bu herifler" diye bir hizmeti var."

"Hedefe ulaşan, her şeyi ıskalamıştır! Çok paraya sahip olanların o acayip huzursuzlukları bundan. Ve tabii mangır tomarları, insan yoksulluğunun belalarından korumazN nefret emer, suçluluk duygusu salgılarsınız."

"Bazen yalnızca imkânsız gerçekleşir."

"... bu sorular beynimin fosforunu tüketiyordu."

"Kızın biri cesurca bir şaka yapıp Nuh´un pişmaniye topağı gibi bembeyaz saçlarına hafifçe vurmuştu. Nuh anında arkaya dönüp hırçın bir ifadeyle kızın gözlerine bakınca, kız pişmaniye gibi dağılıp eriyerek "Pardon, kendimi tutmalıydım," dedi. 
Nuh unutulmaz bir karşılık verdi: "Bence baban kendini tutmalıydı!" "


Hatta kitabın filmini çekme düşüncesi varmış. Yönetmenlik için Durul-Yağmur taylan kardeşlerle, başrol için de Cem Yılmaz ile görüşülmekteymiş. Öyle okudum yani.
Düşündüm de, iyi olur ama kitabın tadını korumasını isterim.
  
Ve...
Bir kitabın sizi alıp götürmesine, yeri gelip güldürmesine yeri gelip şaşırtmasına ve daha fazla duygular yaşatmasına izin veriyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun derin.
Tabi, her zaman dediğim gibi, beklentisiz okuyun ki...
:)


26 Şubat 2012 Pazar

Altı Çizilesi






" 'ilk an' ne kadar kalıcıysa, masumiyet de o kadar kalıcıdır."


"Whitcomb Judson, fermuarın mucidi. 21 Eylül 1922'de öldüğünde, Chicago'da bütün fermuarlar yarıya indirilmiş."


Dublörün Dilemması
Murat Menteş


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...